GDO'ya Hayır Platformu: Tohumumuza Sahip Çıkıyoruz...

GDO'ya Hayır Platformu: Tohumumuza Sahip Çıkıyoruz...

Pazartesi, 25 Aralık 2006

Yakın zamanda mecliste kabul edilen Tohumculuk Yasası’nın uygulanmaya başlamasıyla birlikte gündeme gelecek kimi sakıncalarla ilgili görüş bildiren demokratik kitle örgütleri ve bu örgütlere mensup kişiler bazı suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Bu suçlamalardan sonuncusu Türkiye Tohumculuk Endüstrisi Derneği (TÜRK-TED) Yönetim Kurulu Eski Başkanı Yavuz Batur tarafından, GDO’ya Hayır Platformu üyelerinden Yavuz Dizdar’ın Dünya gazetesinde yayınlanan  «Ey Sevgili Okurum; ‘Tohumuna sahip çık!’» başlıklı yazısına cevaben yapıldı.

Sayın Batur daha önce de Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) tarafından yayınlanan bir basın bildirisine yanıt olarak ZMO Genel Başkanı Gökhan Günaydın’ı hedef alan bir metin kaleme almıştı.

Okumakta olduğunuz metin, saldırı ve suçlamaların biri ya da birkaçına yanıt vermekten ziyade, söz konusu suçlamaları gerçekleştiren kişi ve kurumlarla aramızdaki görüş farklılıklarının altını çizmek, kamuoyunu bilgilendirmek ve tarihe not düşmek amacını taşıyor.

Uzmanlar ve Uzman Olmayı Reddedenler

Son zamanlarda kulağımıza sıkça çalınan bir söz var; “uzman olmayan konuşmasın”. Sözün sahiplerine göre, kendi uzmanlık alanımız dışında herhangi bir konuda fikir beyan etmemiz son derece sakıncalı. Çünkü; siyaset yapmayı koyun gütmek sayan, ensesine vurmaya bile gerek kalmadan lokmasını teslim ediverecek tipte vatandaş arzu eden siyasetçi, sanayici vb. çevreler için en elverişli ortam bu şekilde yaratılabilir.

Gerek yaşadığımız dünya, gerekse geleceğimiz üzerinde söz sahibi olduğumuzun bilincinde olan bizler bu tip vatandaş olmayı reddediyoruz. Tarım, gıda, ekoloji, sağlık, çevre ve tüketici hakları gibi son derece geniş bir alanı kapsayan bir konuda faaliyet yürüten demokratik kuruluşlara mensup insanlar neden sözü edilen konularda görüş üretemesin? Ekonomiden ekolojiye, felsefeden etiğe, hukuktan siyasete kadar pek çok kaynaktan beslenerek konuşulması ve tartışılması gereken konular, neden tek bir alan üzerinde uzman olup kalan konularda dünyadan haberdar olmayan “uzman”ların insafına ve dar görüşüne terk edilsin? Uzmanlıktan kasıt, insanlık ve dünyada yaşayan tüm diğer canlılar yararına kullanılacak bir uzmanlık mıdır, yoksa yegâne güdüsü kâr etmek olan şirketlerin yararına kullanılacak bir uzmanlık mı? Sözkonusu şirketlerin çatısı altında çalıştığı ya da onların etki alanı içerisinde olduğu bilinen uzmanların bu konudaki niyeti şüpheye yer bırakmayacak kadar açık.

Tohumculuk Kanununun çiftçilerin haklarının çiğnenmesine yol açacağını, dolaylı olarak tüketicileri -yani bir avuç sanayici, tüccar vb. dışında hepimizi- olumsuz yönde etkileyeceğini, binlerce yıllık emeğin ve bilgi birikiminin bir ürünü olarak geliştirilmiş, geçmişteki ve gelecekteki tüm insanların üzerinde hak sahibi olduğu tohumların uluslararası tekeller tarafından gaspedilemeyeceğini savunan insanlara “siz tarımdan, tohum geliştirmekten ne anlarsınız” diye yanıt vermek ne kadar mantıklıdır? Bir şirketin başka birine ait bir arazinin üzerine bina inşa etmeye çalıştığını farz edelim. “Benim arazimi gaspedip bina yapamazsın” diyen kişiye verilecek yanıt “sen mimarlık-mühendislikten ne anlarsın” mı olmalıdır?

Tüm bunlar bir yana; binlerce yıldır tohum geliştiren ve bu konudaki bilgilerini birbirleriyle ve tüm insanlıkla paylaşmakta sakınca görmeyen çiftçiler, bilgi birikimlerini patent altına almak gibi dâhiyane bir uygulamayı gündeme getirmedikleri için mi konularında uzman sayılmıyorlar?

GDO’ya Hayır Platformu; tarım, gıda, ekoloji, sağlık, çevre, tüketici hakları vb. konularda faaliyet yürüten pek çok demokratik kitle örgütünün biraraya gelmesiyle oluşmuştur. Platform üyelerinin uzmanlık alanları, sosyal konumları ve faaliyet alanları son derece geniş ve çeşitlidir. Kimilerinin “yarı cahil militanlar” olarak nitelendirdiği bu insanlar, konusundaki uzmanlığı son derece gelişmiş, üstelik başka alanlarda da fikir sahibi olabilecek entelektüel yeterliliğe sahip bireylerdir. Kâr hırsına hizmet etmekten başka bir işe yaramayan “uzman”lığı reddedenlerdir.

Durum böyle olmasaydı dahi, bir insanın herhangi bir konuda fikir yürütmek için başkalarından izin almaya ihtiyacı yoktur. Asıl sorgulanması gerekenler, her konuda izin mercii olmaya çalışanlardır.

Bilim ve Teknoloji: Kim Kime Karşı?

Karşımıza sıkça çıkan bir başka suçlama bilim ve teknoloji karşıtı olduğumuza dair. İddiaya göre; gen transferi, transgenik canlı üretimi vb. olaylar yüksek teknoloji yardımıyla, bilimsel gelişme ve yeniliklerden faydalanılarak gerçekleştirildiği için onları baştacı etmemiz gerekiyor. Biz “yarı cahiller”, bu teknikler yardımıyla üretilmiş ürünlere karşı çıkmakla bilim ve teknolojiye de karşı çıkmış oluyoruz.

Bir maddenin ya da canlının yüksek teknoloji yardımıyla üretilmiş olması neden onu hikmetinden sual olunmaz payeye yükseltsin? Silahları, savaş makinalarını üretmekte kullanılan yöntemler de son derece yüksek ve gelişmiş bir teknolojinin ürünüdür, onların tasarlanması, yapımı için de bilimin son gelişmelerinden faydalanılır. Bilim ve teknolojiye dair buluşlar, gelişmeler insanlığa, dünyaya faydalı yönde kullanılabileceği gibi aksi yönde de kullanılabilir. Bir avuç uluslararası tarım ve gıda tekelinin kazançlarını katmerli hale getirmek yönünde kullanılan bilim ve teknoloji, dünyanın geride kalan büyük çoğunluğunun, yani bizlerin aleyhine işliyor demektir.

Tarım ve gıda tekelleri yalnızca DTÖ, IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlara nezdinde değil her alanda nüfuz sahibi. Bu alanların içerisine ne yazık ki bilim ve akademik kuruluşlar da dahil. Fonlar, bağış vb. ilişkiler nedeniyle uluslararası tekellerin etki alanına girmiş üniversitelerde, enstitülerde yapılan bilim, ancak sponsorlarının işine yarayan bilgi üretebilir.

Biz, sözkonusu tekellerin sponsorluğunda çalışma yürüten bilim insanları yerine bağımsız ve onurlu bir duruş sergileyen bilim insanlarının sözüne kulak vermeyi tercih ediyoruz.Tarım ve gıda tekellerinin propagandasını yapmak amacıyla kullanılan ‘bilim’ sözü, ancak televizyon reklamlarında “bilimin insanlığa armağanı” sloganıyla sunulan sakızlar için kullanılan ‘bilim’ sözü kadar anlamlıdır.

 Açları Kim Doyuracak?

Bir başka iddia da açları doyurmak üzerine: Yukarıda sözü edilen yüksek bilim ve teknoloji sayesinde tarım öyle gelişecek, tarlalar öyle verimli ürün verecek, gıda o kadar çoğalacak ki, hayat bayram olacak. Yani gıda ve tarım şirketleri aslında kendileri için bir şey istemiyorlar, maksat tarımın gelişmesi ve açların doyurulması.

Biz “yarı cahiller” sözü edilen iddiaya karşı  aklımıza bazı soruların gelmesine bir türlü engel olamıyoruz: Öyleyse tarım ve gıda tekelleri neden geliştirdikleri her tohum, hatta kendi geliştirmedikleri yabani bitki çeşitlerine varana kadar dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca canlı çeşidi için patent alma yarışına girmiş durumda? Dünya çiftçilerinin binlerce yıllık emeklerinin ürünü olan tohumları saklamaları, değiş-tokuş etmeleri, birbirlerine satmaları neden engellenmeye çalışılıyor?

Son zamanlarda ABD, Kanada, İngiltere gibi muhtelif ülkelerde çifçilerin aleyhine açılmaya başlayan patentlerle ilgili davalar yukarıdaki soruların yanıtını vermek için fazlasıyla yeterli. Patentler açları değil, şirketleri koruyor. Açlığın gıda azlığından kaynaklanıp kaynaklanmadığı da ayrı bir tartışma konusu. Açlığın giderek artmasına neden olan, uluslararası tekellerin kârlarına kâr katması amacına hizmet eden uygulamalar dayatan neo-liberal politikalardır. Sözkonusu politikaları muhtelif yaptırımlardan tehditlere kadar varan çeşitli yöntemlerle dayatansa DTÖ, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar.

Gerçekler propaganda edilenden bambaşka. Dünyada gıda azlığı değil, fazlalığı söz konusu. Uluslararası tekellerin faaliyetinin merkezi haline gelen gelişmiş ülkelerde, özellikle buğday, mısır, soya, pirinç gibi dünya gıda tüketiminin önemli bir kısmını oluşturan gıda maddelerinde büyük bir üretim fazlası sözkonusu. Tarım ve gıda tekellerinin birbirleri arasındaki kıyasıya rekabetin kışkırttığı bu aşırı üretimin sonucunda ortaya çıkan ürün fazlası için yeni pazarlar yaratılmak zorunda. Elbette bu pazarlar için en kolay aday, tarım sistemleri sorunlu, başka alanlarda da binbir zorlukla mücadele etmekte olan azgelişmiş ülkeler. Bu ülkelerin tarım sistemleri gıda ve tarım tekellerinin çıkarlarına hizmet eden neo-liberal politikalar doğrultusunda yeniden yapılandırılırken en fazla zarar görenler de tarımsal alandaki nüfusun büyük bir kısmını oluşturan küçük çiftçiler. IMF, DTÖ gibi kuruluşların dayattığı tarım politikaları sayesinde işlerini yapamaz hale gelen küçük çiftçiler birer birer açlar ordusuna katılıyor. Rakamlar, istatistikleri tepetaklak ederek binbir türlü yorumlamakta uzman olan neo-liberal politika yandaşlarını bile çaresiz bırakır açıklıkta: Dünyadaki açların üçte ikisini topraklarından kopmak zorunda bırakılmış küçük çiftçi ve köylüler oluşturuyor.

Bir sorunu bizzat onu yaratan politikanın uzantısı olan uygulamalarla çözmek mümkün müdür? Yukarıda sözünü ettiğimiz, IMF, DTÖ, Dünya Bankası tarafından dayatılan politikaların bir uzantısı olan Tohumculuk Yasası, tarımsal sorunları çözmek bir yana, kısırdöngüyü kilit altına alarak gordionun düğümü haline getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Medyatik iktisatçısından, kendi uzmanlık alanı dışındaki konularda herhangi bir fikri olmayan köşe yazarına, tek maksadı kârını artırmak olan sanayicisinden, halkı güdülecek koyun olarak gören politikacısına kadar tüm neo-liberaller, neredeyse birbirinin aynı müstehzi ifadelerle, değişen, küreselleşen dünyadan, çöken sistemlerden, artan açlıktan söz ediyor, kendi fikirlerine aykırı görüşteki herkesi “dar görüşlülük”, “militanlık”, “dinazorluk” gibi sözlerle suçluyorlar.  Ortaya koyabildikleri tüm fikir zenginliği bundan ibaretken; sorunları bütün açıklığıyla gündeme getiren, kendilerinden başka alanlarda faaliyet yürüten insanlarla fikir alışverişi içerisinde olup, çözüm doğrultusunda politikalar gündeme getiren bilimcileri, demokratik kitle örgütleri mensuplarını, aydınları vb. dar görüşlü saymaları yavuz hırsızın ev sahibini bastırma gayretinden kaynaklanıyor olsa gerek.

Bizler dünyanın zenginliklerinin üzerine konmaya çalışan bir avuç azınlığı değil, açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmeye çalışılan çoğunluğu temsil ediyor, safımızı onlardan yana belirliyoruz. Kendimizi dünya üzerinde yaşamış olan tüm insanların ürettiği maddi, manevi, doğal, tarihsel, kültürel zenginliğin ve çeşitliliğin mirasçısı olarak görüyoruz. Tüm suçlamalara ve yıldırma gayretlerine rağmen yaşanan her türlü soruna karşı fikir yürütmeye, çözüm üretmeye, dünyamıza, geleceğimize sahip çıkmaya devam edeceğiz.

 TOHUM YAŞAMDIR, YAŞAM PATENTLENEMEZ!

 GDO’YA HAYIR PLATFORMU

col2

Tohum

Sevdiğimiz bitkilerin yaşaması ve devamlı gelişmesi için tohumlarını alıp tekrar ekmemiz lazım. Çok sayıdaki tür için, tohumlarının bitkiden nasıl alınıp saklamamız gerektiği anlatılıyor.
devamı...

 

Bahçe

Bahçevanlık bilgileri engin deniz! … Bir yerden başlamak yeterli. Tecrübeli bahçıvandan ilk başlayanlara kolay gelecek, kolay gezinebilir bir bahçecilik rehberi.
devamı...

 

Bitki Evrimi

Genler, canlı maddeye şekil verendir. Bitki genetiğini yönlendirme işini de, insan ve doğa bölüşüyor. Atalarımızın yaptıkları gibi... Sağlıklı ve sağlığımızı koruyan bitkilerin genetik potansiyelini destekleyen basit yöntemleri anlatan denemeler, incelemeler.
devamı...