Köylü Tohumu Nedir? Avrupa’da ilk köylü tohum konulu eğitim çalışması

2004 Eylül:  Köylü Tohumu Nedir ?

Aşağıda, Avrupa’daki Çiftçi Tohumu Ağı ile BEDE (Dokümantasyon ve Deneyimlerin Paylaşımları Kütüphanesi, Fransa)’in çiftçilerin yoğun katkılarıyla gerçekleştirdikleri, çiftçi tohumu üzerinde 7 bölümlü pedagoji amaçlı bir çalışmanın birinci fişin çevirisi (E.D.). Bu dokümantasyon, 2003 yılında Avrupa’da gerçekleşen ilk köylü tohum konulu buluşmadan sonraki ilk önemli ürunlerden biridir.

Çeviri: Hakan Arslan

Editörlük: E.D.

BEDE/Réseau Sémences Paysannes

Eylül 2004 Dosya no: 1

Sınai tekeller ve kılı kırk yaran düzenlemeler, köylülerin, tarımsal meslek yürütmelerindeki seçme hakkı söz konusu olduğunda, ellerini kollarını tümüyle bağlıyor. Avrupa’da, her hafta yüzlerce küçük çiftlik yitip giderken, çiftçiler üzerindeki olağanüstü iktisadi ve hukuki basınçlar, patentli GDOlu (genetiği dönüştürülmüş organizma/lar) türlerinin genelleştirilmiş kullanımını dayatıyor. Ne var ki, böyle bir endüstriyel tarım projenin varacağı yer, topyekûn bir ekolojik ve sosyal açmazdan ibarettir. Çiftliklerin köy çeşitliliğini yeniden canlandırma hevesini taşıyan bir direniş, şimdi pek çok yerde örgütleniyor. Burada birinci safha, köylünün, tohum üzerindeki bilgi egemenliğini yeniden kazanması olmalıdır. Yani: farklı, özgün, yetiştirildiği bölgeye uyumlu ve etrafındaki unutulmuş olduğu sanılan bilgileriyle birlikte paylaşılan bir köylü tohumculuğu.

 

Durum Tespiti

Tohum tanesi, muazzam bir büyüme potansiyeline sahiptir. Topu topu birkaç miligram ağırlığinda bir tane, onlarca metre boyunda, tonlarca ağırlığında ve izleyen yüzyıllar içerisinde başka milyonlarca tohumu üretebilen bir ağaca dönüşebilmekte! Tohum, türün çoğaltılmasının, etrafa saçılıp yayılması ve türün korunmasının en gelişmiş ve yetkin biçimini teşkil ettiği gibi, başka pekçok işleve daha sahiptir. Uzun seneler müddetince, rölanti bir hayatı idame ettirip, en sert şartlara dahi direnç gösterebilir. Öyle ki, bitkiler yok olmuş olsa dahi, aynı bitkilerin toprağın içerisindeki tohumları, şartlar bir defa filizlenmeye elverişli hale geldiğinde, başlangıçtaki bitkisel varlığı olduğu gibi yeniden yaratabilir: farklı bir ifadeyle, toprağın “tohum bankası”, türün genetik çeşitliliğinin deposunu (bitkisel nüfusun genetik hafızası) teşkil eder.

Tohumlar ayrıca, hayvanlar ve insanların beslenme temelini oluşturan şeker, un ve yağ rezervlerini de ihtiva ederler.

Şurası açık olmalı ki, tohumdan söz ettiğimizde, sadece tohumdan değil, aynı zamanda bitkiyi yeniden üretme kapasitesine sahip her türlü bitkisel organ veya parçadan söz etmekteyiz: meyve, soğan, yumru, dal parçası (kalem), vs.

 

1.  KÖYLÜ, BAŞLANGIÇTAN BUGÜNE, BİTKİ ÇEŞİTLİLİĞİ İDARESİNİN ODAĞINDA YER ALMIŞTIR

Tarımın orijinal izlerinin gezegen üzerinde kendini henüz göstermemiş olduğu bir vakitte, Neolitik çağda, tohum ve yumru ve bitkiler, toplayıcı-avcılarca çoktan kullanılmaya başlanmıştı. Yavaş yavaş, dünyanın çeşitli yörelerinde, kimi türlere yönelik evcilleştirme çabaları de belirginleşecekti. Ekilmiş/yetiştirilmiş formlara özgü ilk özellikler, bazı tahıllarda gözlemlenmiştir: seyrek ve daha dolgun başaklar, ve başaklara sıkıca bağlı olup, eş anlı olgunlaşan tohumlar. Önce proto-çiftçiler, akabindeyse ilk köylüler tarafından, yabani türdeki doğal bitki nüfusları arasında bir seleksiyon süreci başlatılır. Buradan ortaya çıkan yetiştirilmiş bitkiler, çevredeki yabani türlerin yakın akrabaları olup, polenlerini onlarla doğal yoldan değiş tokuş ederler. Köylülerin yürüttüğü seleksiyon çevrimleri çerçevesinde ve yetiştirilmiş tohumların bittiği bölgelerinden ırağa taşınmasıyla beraber, yabani formlarla yetiştirilmiş formlar arasındaki gen geçişleri azalmış ve farklılaşmış türlerin ortaya çıkışı kolaylaşmıştır.

Evcilleştirme fenomeni tarihi bakımdan nihayetine ermiş bir hadise değildir. Bu süreçler, endüstriyel tarım alanları haricinde, onbin senedir ki süregidiyor. Muazzam bir biyoçeşitliliğe sahip olan yabani bitkilerle yetiştirilmiş bitkiler arasındaki ilişkinin odağında ise, tohumlarını, dejenerasyon ile aşırı saflık arasındaki dengeyi sağlamak üzere ayıklayan ve seçen köylü toplulukların üretim bilgisi yer alır. Yabani türlerin evcilleştirmesi evresindeki seleksiyon şartlarıyla, ardından onu izlemiş olan modern seleksiyon, yetiştirilmiş tohum tipiyle, onun uykuda kalış (dormancy) gibi özellikleri üzerinde köklü tesirlerde bulunmuşlardır. Kaynak tahsisi sebepleriyle, hiçbir bitki büyük hacimlerle ürün vererek hastalıklara veya zararlara karşı etkili birşekilde korunamaz. Bu da, Batı tarım bilginin şu son yüzyıllık faaliyetlerinin temelini teşkil eden bitkilerin ıslah dogmasının sorgulanmayı dürütüyor: yüksek randımanlı türlerde sağlanmış olan verimlilik artışı, söz konusu türlerin hastalıklara karşı artan hassasiyeti pahasına sağlanmış olup, bu da, kütlesel ölçekli tarımsal ilaç kullanımını mecburî hale getirmiştir.

 

2.       KÖYLÜ TOHUMLUĞUNDAN BÜYÜK ÇİFTLİK TOHUMLUĞUNA, ÜRETİM BİLGİSİ KAYIPLARI

Köylüler, geride kalan 50 yıl müddetince, kendisini tüm dünyada yegâne tarımsal model olarak dayatmayı amaçlayan, verimlilik eksenli bir sanayileşmenin acı darbeleri altında ziyadesiyle hırpalanmışlardır. Kimyasal gübre girdileriyle daha iyi cevap veren yüksek randımanlı çeşitteki tohumlar, sınai bir ziraatin sahneyi alabildiği her yerde, köylü tohumlarını ikame etmiştir (bkz. 2 nolu fiş). Yeni çeşitlerin şimdi kimyasal gübre gerektirmesi neticesinde, köylüler sürü hayvancılığını boşlamışlardır. Bir kuşak sonrasındaysa, çiftliklerini yitirmeye başlamışlardır: Bugün Avrupa’da, her üç dakikada bir, bir çiftlik ortadan kalkmakta. Kendilerine özgü çeşitlerini terk etmeleriyle beraber köylüler, içlerinden kimileri köylü tohumluğu yetiştirmeyi hâlâ sürdürüyor olsa dahi, tohumla ilgili üretim bilgilerini süratle kaybetme noktasına gelmişlerdir.

¦   Köylü tohumculuğu, kendi öz üretimini yeniden ekmekle,  çiftlikte “çoğaltma” mantığına dayanır. Eğer kullandığı tohum sertifikalı ve endüstriyel mamulse, ya gelişimi sabitlenmiştir ve yahut hibrittir. Aşırı saflığı, köylü eliyle seleksiyon artık söz konusu olamadığına göre, rastsal karışımlar yüzden hızlı yozlaşmasına yol açacağından, düzenli ve sürekli sertifikalı tohum satın alımını da mecburi kılar.

¦   Mevcut türlerde çeşitliliği koruyan ve evrimi sağlayan, çiftçilerin ziraat bilimsel, teknik ve/veya ticari ihtiyaçlarına dayalı yeni türlerin ve yahut belli bir toprağın pedo-klimatik şartlarıyla köylülerin kendi kültürel tarzlarına uyum sağlamış olan yeni çeşitlerin yaratılmasına imkân veren köylü tohumculuğu, esasen çiftlikte “seleksiyon” mantığına dayanır.

Bugün köylü tohumculuğunun varlığı, köşede kenarda az sayıda elde kalmış şekilde sürüyor: doğrudan doğruya geçmişteki çeşitlerin muhafazası amacıyla veya köy ve bölgesel çeşitlerin yetiştiricileri, amatör bahçeci ve biyolojik ve biyodinamik ziraat tohum kullanıcısı olan küçük teşebbüsler, “fırıncı köylüler” tarafından… Bu, kendisini yeniden keşfetme yolunda yürüyen koskoca bir üretim bilgisi kaynağıdır (bkz. 7 nolu fiş).

 

3.       AUZEVILLE: KÖYLÜ TOHUMCULUĞU AĞININ DOĞUŞU

GDOlu bitki ıslahçılığı, geçmiş on yıl içerisinde, patent yoluyla tüm tohumlar üzerine bir tekelin yerleştirilmesine yönelik somut bir proje olarak ortaya çıkmıştır. Bu, 1960’lı yıllardan bu yana, F1 hibritleri ve çiftçinin ürününü yeniden ekme hakkını sınırlandıran düzenleyici mevzuat vasıtasıyla, tohum işletmelerinin köylü tohumculuğu üzerindeki kontrol araçlarını uzun uzadıya tesis etmeye çalışan bir stratejidir (bkz. 3 ve 4 nolu fişler). GDOlu bitkilerin uğradığı laboratuar manipülasyonlarına ilişkin yepyeni riskler, bitkinin kalıtımsal özünün patentlendirilmesi, ve GDOlu tohumları satan—tümü kimya sanayii kökenli olan—tekelleşmiş çok uluslu şirketlerin gücü ve kuvveti, çiftçileri ve sivil toplumu GDO tarımına karşı kollektif karşı çıkışa yöneltiyor (bkz. 6 nolu fiş). Kampanyalar, eylemler, ekilmiş tarlaları sökme girişimleri çoğalıyor ve gerçek bir direnişe işaret etmekte. Zira, daha farklı yollar da araştırılmakta olup, köylü tohumculuğunun kalkındırılması fikri etrafında alternatif yaklaşımlar inşa edilmektedir. Nitekim, geçenlerde Kokopelli derneğine dönüşmüş olan “Tohum Dünyası” gibi inisiyatifler, on yılı aşkın süredir “gıda bağımsızlığı” meselesinin kalbine tohumu yerleştirmeye çalışmaktadır.

Fransa’da, “Köylü tohumculuğu: Çiftliklerde biyoçeşitliliği yetiştirelim” temalı ilk eylem, 2003 senesi Şubat ayında, Auzeville’de gerçekleştirildi. Bu buluşmadan, köylü ve biyolojik/biyodinamik tohumculuğun kalkındırılmasını amaçlamakta olup, çiftliklerde tohum ve bitki biyoçeşitliliğini teşvik eden, köylüye özgü üretim bilgilerini birbirine aktarma ve yeniden kendisine maletme ereğindeki oluşumların önünü açan, tohum ve bitki üretimine yönelik köylü pratiklerinin teknik, bilimsel ve hukuki açıdan tanınmasına çabalayan bir üreticiler ağı doğmuştur.

 

4.       KÖYLÜ VE KÜRESELLEŞME ARASINDA TOHUM GERİLİMDE

Köylü tohumculuğu, pazarların küreselleşmesi sürecinin dışında kalamıyor. Biyoçeşitliliği içeren, geleneksel üretim bilgileri ve köylü yenilikçiliğini yansıtan maddi bir serveti teşkil eden köylü tohumculuğu, biyoteknoloji açısından da bir kaynaktır. Bu materyele erişimi, paylaşımı ve kullanımı kontrol etmeyi amaçlayan iktisadi çıkarların boyutları, köylü dünyasını ziyadesiyle aşmaktadır. Köylü tohumculuğu artık cezasız kalamazdı! Girişimler arası rekabeti ve egemenliğin tanınmasını düzenleyen uluslararası anlaşmalar, çiftçilerin, bitkisel türler ve ilgili malûmat üzerindeki fikri mülkiyet hakları karşısındaki özgürlüğünü yok etmektedir (bkz. 5 nolu fiş).

Öyleyse, Köylü Tohumculuğu Nedir?

“Tohumculuk, köylüye özgü bir bilgidir”

“Kendi tohumu üretmek, köylü mesleğine anlam ve yön kazandırır”

“Köylü tohumculuğu sağladığı özerklik sayesinde GDO’dan korunmayı mümkün kılar”

“Herkes kendi tohumunu yapabilir! Özerk köylünün ilk adımı budur”

“Çiftçinin kendi tohumunu üretebilmesi gerektiği aşikârdır; bu hep böyle olmuştur ve böyle kalmalıdır. Ayrıca, böyle bir sorunun herşeyden önce hiç ortaya çıkmamış olması gerekirdi. Böyle bir sorunun ortada olmasının müsebbibi tohum üreticisi şirketlerdir”

“Öyle düşünüyorum ki, yeniden ekimini yaptığım türler, yaşadığım toprak parçasının iklimine ve kendi kültür tarzıma uyum sağlamış ürünlerdir”

“Köylü tohumlarının çok büyük bir adaptasyon kapasitesi vardır ve iklime daha dayanıklıdırlar. Güç şartlarda (dağlarda, girdisiz…) yetişirler ve hastalıkları karşı dirençleri yüksektir.”

                                                                                                          Köylü Sözleri       

 

Daha teknikçe…

Geleneksel köylüler kendi yetiştirdikleri türler ile akraba yabani bitkiler arasındaki gen geçişlerini nasıl yönlendiriyorlar?

Tahılın doğduğu bölgelerde yürütülen her türlü tarımda, köylü, yabani formlarla bunlardan türettiği çeşitlerin, kendi tarlalarının bir arada varolması haliyle karşı karşıyadır. Tarla bitkileri, etraftaki akraba yabani bitkilerce üretilmiş olan polenlerin bir kısmını alırlar. Ortaya çıkan tohum, yetiştirilen bitkinin kendi poleniyle döllenmesi neticesinde elde edilen tohumdan ayırt edilemez. Belli bir tahıldan çıkan tohumlar ekildiğinde bunların pekçoğu yetiştirilmiş bitkilere dönüşürken, bir kısmı da, başta (bitkisel evrede) bizzat tahılın kendisine çok benzeyen, fakat ardından başaklanma ertesi ve bilhassa olgunlaşma evresinde rahatça ayırt edilebilen hibritler oluşturur (özellikle, hibrit tohumları toprağa çok erken düşerken, ekilmiş tür tohumlarının hasat zamanına değin, başak üzerinde sıkıca sabitlenmiş kalıyor). Öte yandan, tarla bitkilerine karışıp çiçeklenen hibrit bitkilerse, bu defa kendi polenlerini yetiştirilmiş komşularına gönderecekler ve bunların melezleşmeden çıkmış olmasına rağmen güzel görünümlü olan tohumları da, kimi bazen çok güzel bir kültür özelliği gösterebilen, kimiyse daha ziyade meleze benzeyen bitkiler doğuracaklardır. Tohum taneleri toprağa ürün devşirme vaktinden önce düştüğüne göre, bu melez bitkilerin hiçbir değeri olmayıp, toprağın su kaynaklarının tükenmesine yol açmış, yetiştirilmiş bitkilere faydası olabilecek besleyici elemanları sömürmüş, komşu bitkilere gölge yapmış olacaklardır, vs… Hibritlerden veya akrabalardan çıkan ve toprağa düşmüş olan tohumlar izleyen nadasta filizlenir ve nadastan nadasa yavaş yavaş elimine olurlar. Eğer köylü arada nadasa durmuyorsa, yetiştirilmemiş bitki nüfusu artar ve tarla yozlaşır.

Dünyada görüşme yaptığımız tüm köylüler bu melezleri, tam da yetiştirilen çeşidin beklendiği yerde filizlenen bu belli kötü otları tanıyorlardı (deste halinde ekilince özellikle rastlanır). Yetiştirilen bitkiyle akrabalığın hepsi farkındaydılar, hepsi mucizevî—tanrısal veya şeytani—bir tecellinin söz konusu olduğunu farz ediyordular. Çeşitli Afrikalı köylüler, bana, Tanrı’nın darısı veya Şeytan’ın darısından dem vurdular.

… Afrikalı darı yetiştiricilerinin, bazı durumlarda, bitkisel evrede, delice bitkisini, bir parça sivri bir yaprak yapısı (keskin kılıç biçimli), bir şekilde tüylü olması, erken gelişmiş bir sürgün, vb. sayesinde ayırt edebildikleri doğrudur. Bu mısır ve (yeniden üreme tarzı buğdayınkine yakın olan) darı için de geçerlidir. Zira her durumda, köylü diğer zararlı otları yok etmek için çapa ve ikinci çapayı yaptığı halde, bu delice bitkisini sökme noktasında çok tereddütkârdır (yukarıda ortaya koyduğumuz üzere). Sebep olarak ise farklı türden gerekçeler öne sürer:

-        dini (eğer bu Şeytan veya Tanrı’ya ait bir darıysa riske girmemeli);

-        beslenme (kıtlık varsa, olgunlaşmadan ve dolayısıyla toprağa düşmeden önce birkaç tohumun kurtarılması sağlanabilir; bunların genellikle yüksek besleyici değere sahip olduğu düşünülür);

-        biyolojik (bu delice otunun ya dolaylı şekilde—darının erkeği denir—ya da sihirli şekilde—mısırın anası denir—tarlanın doğurganlığını arttıracağı inancı);

-        işin idaresi (geç müdahale edildiği için destelerin tahrib olması, tarladaki bitkilerin ezilmesi, rantabl olmayan bir iş artışı, vs.).

Yüzümüzü Filistin buğday tarlalarına çevirdiğimizde, yabani forma Triticum diccoides, yetiştirilmiş forma ise Triticum dicoccum dendiğini görürüz. Her ikisi de bugün de hâlâ gayet bolca bulunur. Tarladaki doğal melezler bu bitkilerin üreme tarzından ötürü genellikle daha seyrek olmakla beraber, kimi senelerde, iklim şartları (aşırı ilkbahar soğuğu, uzun kuraklık veya zamansız yağmur, vs.) yetiştirilmiş formun erkek kısmını kısır bırakabilir ve dolayısıyla tohumlanmasının büyük bir bölümü yabani türlerin polenleriyle sağlanmış olur. Ayrıca, köylünün, en güzel başakları seçme gayreti içerisinde, bilinç dışı bir şekilde, istikrar kazanmış çeşit yerine melezlerin soyundan gelenlerin bazılarını seçiyor olabilir.

Yetiştirilen çeşitlerin yozlaşmayla aşırı saflık arasındaki hassas dengesi

Geleneksel çeşitler iki riski üzerlerine çekerler:

Biri, daha önce bahsedildiği üzere, “yozlaşma”, yani yabani duruma yakın formlara geri dönüş, ekimeuygun olmayan işgalci bitkiler yaratmak suretiyle delice bitkisi durumunun istikrar kazanması. Diğer risk ise aşırı saflık, yani genetik açıdan tek tip, çeşitlilikten yoksun olma durumudur. Böylesi fazlaca türdeş çeşitler, paraziter hastalıklar ve fiziki kazaları (iklim, toprağın heterojenliği, vs.) gibi çevresel olumsuzluklar karşısında aşırı derecede kırılgandırlar. Genetik çeşitliliğin yaşatılmadığı yerde bu tip tarımda bir çeşit kısa sürede ölüme mahkûm edilmiş olur. Bir saldırının onu çabucak mahvetmesi kaçınılmazdır.

Dolayısıyla, bu tehlikeli tek tiplilikten kaçınılması elzemdir. Erna Bennett’in [1960lardan başlayarak Benett, bitkisel genetik kayıplara dikkat çeken ilk araştırmalardan biri, http://www.geneconserve.pro.br/bio_erna.htm, ed.] çekmiş olduğu Afgan buğdaylarının fotoğrafları geleneksel bir buğday tarlasının ne denli heterojen olduğunu gösterir. Yukarıda söylemiş olduğumuz üzere, bu heterojenliğin, tohumluğu çok farklı özellikteki başakları kullanmak suretiyle bilinçli şekilde kurgulanması da söz konusu olabilir. Halen bu yaklaşım, çok farklı yerde görünmektedir: Madagaskarlı bazı çeltikçilerin, Çin’in Şandong eyaletindeki yeni çeşitlerin yaratıcısı uzman köylülerin, yine Çinli Setarya darısı yetiştiricilerinin (“Darı, alaca renkli olmalıdır”), şişman ve kısa başaklardan çıkan tohumlarla ince ve uzunlardan çıkanları birbirine karıştıran Meksikalı ve Guatemalalı mısır ekicilerinin (Wilkes’in aktarımı), darı üreticilerinin (tohum tanelerinde “kuşları kandırmak” için belli bir renk çeşitliliğini bilinçli olarak korumak suretiyle). Oysa ki, çok kuvvetli heterojenliğin sağlanması pek güç olup, her bir ekim döngüsünde heterojenlik biraz daha azalır (örnek seçimler yoluyla seleksyondan kaynaklanan kayıplar).

Büyük tohum miktarlarını tutturmanın ve çok fazla sayıda başağın değerlendirilmesi gerektiği buğday örneğinde, tohumluk payın dövülmüş tohum yığınından ayırıp alıkonması çok daha kolay bir iştir. Fakat, böyle olunca çeşitliliğin nasıl garanti altına alınacağı bir sorun olarak ortaya çıkar. İşte bu noktada sorunu çözen, delice otu tarafından gerçekleştirilen tozlaşmalardır: Onun sayesinde, dolaylı şekilde yetiştirilen türün yabani akrabalarının faydalı genetik çeşitliliğiyle düzenli şekilde zenginleşiyor. Köylünün becerisi ve sanatı, tam da yozlaşma ve aşırı saflık arasındaki bu kırılgan dengeyi korumayı başarmakta gösterir. Eğer delice otu fazla çoğalırsa, tür yozlaşma yüzünden yok olur ve fakat eğer yeterli genetik katkıyı sağlamamışsa da, bu defa tür aşırı kırılganlaşır ve ortadan kalkar. Bu tür durumlarla, modern Fransız tarımbiliminin çiçeği burnunda yeni mezun teknisyenlerinin çiftçilere darı tarlalarının “arıtılmasını” empoze ettikleri Senegal ve öteki Sahara ülkelerinde karşılaşıldığı bilinmekte. Bu modernize edilmiş çeşitler, Sahara’nın kuruluğuna dayanamamıştır. Aynı gözlemler Afgan buğdayı üzerinde de yapılmıştır: Sadece “korkunç” ölçüde heterojen olan geleneksel çeşitler gerekli olan dayanıklılığa sahip olabilmiştir.

Jean Pernes 1992, “Matthieu ve Thomas Öğretilerine göre iyi tohum/ delice otu meseli üzerine bir tartışma”, s. 152-166

col2

Tohum

Sevdiğimiz bitkilerin yaşaması ve devamlı gelişmesi için tohumlarını alıp tekrar ekmemiz lazım. Çok sayıdaki tür için, tohumlarının bitkiden nasıl alınıp saklamamız gerektiği anlatılıyor.
devamı...

 

Bahçe

Bahçevanlık bilgileri engin deniz! … Bir yerden başlamak yeterli. Tecrübeli bahçıvandan ilk başlayanlara kolay gelecek, kolay gezinebilir bir bahçecilik rehberi.
devamı...

 

Bitki Evrimi

Genler, canlı maddeye şekil verendir. Bitki genetiğini yönlendirme işini de, insan ve doğa bölüşüyor. Atalarımızın yaptıkları gibi... Sağlıklı ve sağlığımızı koruyan bitkilerin genetik potansiyelini destekleyen basit yöntemleri anlatan denemeler, incelemeler.
devamı...