IFOAM, organik tarım için tohum politikası/duruşu oluşturma süreci

2008 Genel Kurul kararıyla IFOAM Dünya Kurulu, organik tarımda kullanan tohum/üreme materyali üzerinde bir duruş metni geliştirmesi sürecine start verdi

http://www.ifoam.org/press/positions/pdfs/Draft-SeedDiversityBackgroundpaperReferences-20090730.pdf

Organik tarım için etkili uluslar arası kurum olan IFOAM (International Federation of Organic Agriculture Movements, Organik Tarım Hareketleri Uluslar arası Federasyon), websitesine göre “2008’de bir Genel Kurul kararıyla IFOAM Dünya Kurulu’nu, organik tarımda kullanan organik tohum ve üreme materyali üzerinde bir duruş (position) metni geliştirmesi için görevlendirildi. IFOAM merkez ofisi bu anlamda çalışmalarını sürdürüyor ve iki belge üretmiştir: tohum ve tohum yetiştiriciliğine dair teknik, sosyo-ekonomik ve siyasi meseleleri özetleyen bir refereans (arka plan) bilgiler belgesi (aşağıda verilen), diğeri organik tarımda kullanılan tohumlar ve üreme materyali üzerinde bir dizi duruş metin taslakları.”

(2010 Temmuz’da IFOAM websitesine göre ilk tohum duruş ifadesi metnin taslağı üzerinde alınan geri dönüşleriyle revizyon yapıldığı; bir ikinci taslak metni çıktığında yayınlanacak. Bu arada Seed Position Blog (tohum duruş blogu) konu hakkında “enformel tartışmalar ve fikir paylaşımı” için bir forum” olarak sunuluyor.)

ORGANİK TARIMDA TOHUM ÇEŞİTLİLİĞİ

IFOAM’ın bitki ıslahçılığı ve tohum üretimi konularına ilişkin referans (arka plan) belgesi

Giriş

İnsanlık tarihinin büyük bölümünde, tohumlar kutsal görüldü. Bunun nedenini anlamak kolaydır. Tohumlar, geçen yılın hasadından bu yılın ürününe devamlılığı gerçekleştiren çok önemli bağlantıyı sağlar; neolitik devrimden bu yana yaşamımız bu bağlantıya dayanır. Tarımı mümkün kılan ve modern insan toplumları için ekonomik temeli yaratan, bu tohum kavrayışı ve tohum yönetimiydi.[1]

Mahsul tohumları, geçen oniki bin yıl boyunca başardığımız tüm biyolojik ve kültürel adaptasyonu, birikimli bitki evcilleştirme tarihini içeriyor. Daha da önemlisi, onlar geleceğin planını içinde taşıyor. Tohumların genetik yapısı, onları üreten çiftçilik sistemlerinin ideallerini ve vizyonlarını yansıtıyor ve tohumlar, her kullanılışında bu ideallerin gerçekleşmesine katkıda bulunuyor.

Bitki ıslahçılığı, esas olarak yapılan tercihlere dayanır. Tarla seçiminden karmaşık laboratuar tekniklerine kadar, kullanılan yöntem ne olursa olsun, ıslahçılar bir seferde belirli sayıda değişiklik elde ederler. Örneğin, onlar, ya nitrojen yoksulu topraklarda bu maddeyi etkin biçimde kullanabilen bitkileri, ya da en uygun miktarda nitrojenin sağlanabildiği koşullarda en fazla verimli olan bitkileri seçmelidirler. Hastalıklara dirence veya tada, erken olgunlaşmaya veya yüksek düzeyde protein içermesine öncelik verebilirler; ama aynı anda bunların hepsine eşit ağırlık veremezler. Bitki ıslahçılığının düşük hızlı ve uzun vadeli olma özelliğinden dolayı, ıslahçıların yaptığı seçimler, tarımsal üretimi ancak onyıllar, bazen yüzyıllar içinde şekillendirmeye devam eder.

Organik tarımın, organik vizyonla geliştirilmiş tohumlar olmaksızın tüm potansiyelini açığa çıkaramayacak olmasının nedeni budur. Organik çiftçiler farklı bir gelecek vizyonunu gerçekleştirmek üzere yetiştirilmiş tohumlarla çalışmak zorunda olduğu sürece, sürekli bir handikapla karşı karşıya olacaklar. Şu da özellikle doğrudur: Çok daha fazla yerel koşullara bağlı olan ve dışsal (kimyasal) girdiler kullanma konusunda kendisini biyolojik kusurları telafi etmekle sınırlayan organik çiftçilikte, uyarlanmış tohumlar çok daha önemlidir. Fakat organik bitki ıslahı ve tohum üretimini geliştirme işi yavaştır. Bunun nedeni esas olarak ekonomiktir. Organik çiftçilik hala dünyanın çoğu yerinde tarımın küçük bir oranını teşkil ediyor ve bu da organik sektör için ayrı bir tohum arzı yaratmayı zorlaştırıyor.

Dünya çapında organik üretimin sürekli ve hızlı genişlemesiyle birlikte, artık organik bitki ıslahçılığı ve tohum üretiminin ekonomik olanakları büyüyor. Aynı zamanda ihtiyaç daha da acil hale geliyor. Kamu sektörü ıslahçılığı pek çok ülkede ortadan kalkıyor ve artık tarımsal-kimyasal şirketlerinin egemen olduğu özel tohum endüstrisi kaynaklarını genetik mühendisliği ve diğer ileri manipülatif teknikler üzerinde yoğunlaştırıyor. Bu şirketlerin temel ıslahçılık hedefleri -yabani bitki ilaçlarına dayanıklılık, bitkiye içkin böcek ilacı üretimi ve endüstriyel çiftçilik sistemlerine diğer uyarlamalar- organik çiftçiler için tümüyle geçersizdir. Ayrıca, genetik mühendislik ürünü çeşitlerin yaygın ve özensiz kullanımı, piyasaya sunulan tohumları -temel tohum kaynaklarına kadar- bütünüyle ve giderek artan biçimde kirletiyor ve bozuyor. Eğer konvansiyonel bitki ıslahçılığındaki mevcut eğilimler olduğu gibi devam ederse, organik üreticilerin egemen tohum endüstrisinden alabileceği tohum seçenekleri, artmak bir yana, daha da azalacaktır.

Bu nedenle IFOAM, organik bitki ıslahçılığının ve tohum üretiminin geliştirilmesini önümüzdeki onyılların başlıca önceliği olarak görüyor. Tohum geliştirme işinin yüksek maliyetleri ve süresinin uzunluğu dikkate alındığında, tamamen organik tohum arzı zincirinin oluşturulması çok zorlu bir görevdir; ve bu görev, yalnızca yeni teknik uzmanlığı değil aynı zamanda toplumsal ve ekonomik yapılarda yenilenmeleri ve bir o kadar da hukuki ve politik çerçevelerde değişiklikler yapılmasını gerektirir. Bu yaklaşım belgesinin hedefi, bu zorunlu geçişi başlatmak için ele alınması gereken temel sorunları tanımlamak ve atılması gereken ilk adımları önermektir.

Tohumların ve Islahçılığın Tarihi

Çok yakın zamanlara kadar bitki ıslahçılığı ve tohum üretimi, daima çiftçiliğin ayrılmaz bir parçasını oluştururdu. Tohum seçme ve saklama, her çiftçinin yıllık mahsul üretimi döngüsünün bir parçası olarak yaptığı bir şeydi. Bu, binlerce yılda, yalnızca her köydeki yetişme koşullarına değil aynı zamanda yaygın biçimde değişken besin alışkanlıklarına ve kültürel özelliklere çok iyi uyum sağlamış tohumlarla, muazzam bir genetik çeşitlilik yarattı.

Geleneksel çiftlik tohumu sistemleri, modern tek-tip ve sabit, saf kalıtsal yapılar (genotip) anlamında “çeşitler” üretmedi. Tam tersine, tohumlar, yerel seçim (seleksiyon) baskılarına -doğal ve insani- ve komşu köylerden veya daha uzak kaynaklardan tohumların değiş-tokuşu yoluyla gelen dışsal girdilere yanıt verecek şekilde sürekli evrim geçiren görece çeşitli popülasyonlar şeklinde varlığını sürdürdü. Bu ise, tarımsal ürünlerin yabani bitkilerle aynı biçimde, ama bir seleksiyon faktörü olan insanlar için çok daha büyük etkiye sahip olarak, çok fazla evrime uğradığı anlamına geliyordu.

Her şeyi değiştiren, Mendel’in 1900’deki çalışmasının yeniden keşfedilmesi ile modern genetik biliminin gelişmesi ve bunun ardından bilimsel temellere dayanan bitki ıslahçılığının hızla yaygınlaşması oldu. O zamana kadar, ticari tohum alışverişi, büyük ölçüde bahçecilik ve diğer özel ürünlerle sınırlıydı; çiftçiler kendi tarlalarından alınan ürünlerin tohumlarının kontrolünü sıkı sıkıya ellerinde bulunduruyordu. Mendelci bitki ıslahçılığı 1920’ler ve 1930’larda çarpıcı sonuçlar verdi; bu yöntemle ürün verimliliği iki katına ve daha fazlasına çıkıyor, ayrıca yaygın bitki hastalıklarına olan direnç artıyordu. Birkaç onyıl içinde Avrupa ve Kuzey Amerika’daki çiftçilerin çoğu yeni çeşitleri satın almaya başlayıp kendi tohumlarını korumayı/yaşatmayı bıraktılar; ki bu tohumların çoğu, hiçbir iz bırakmadan sonsuza dek ortadan kalktılar. İronik biçimde, bilimsel bitki ıslahçılığının başlangıçtaki bu başarısı, onun yeni bulunmuş yöntemiyle, geniş bir çiftçi-seçimli popülasyonları yelpazesi içinden en verimli olan tekil ürünleri seçme ve onları birkaç seçkin çeşitle bir araya getirme yeteneğine dayanıyordu; bu, bir daha gerçekleşmeyecek olan tek seferlik bir imkandı.

Birkaç onyıl sonra, Yeşil Devrim aynı süreci Güneyin çoğu bölgesine götürdü; ama bu kez çiftçilerin tercihinden çok hükümetlerin dayatmasıyla. Burada görülen etki, çok daha az mükemmeldi. Yeşil Devrim paketi, yalnızca sınırlı sayıda ürünü ve bölgeyi hedefliyordu ve onun benimsenmesine karşı ciddi bir direniş vardı. Sonuç olarak, çiftliklerdeki tohum yönetim sistemleri birçok gelişmekte olan ülkede güçlü biçimde varlığını koruyor ve tohum seçme becerileri, gelişmiş ülkelerin çiftçileri arasında neredeyse bütünüyle kaybolmuşken, buralarda nispeten yaygındır.

20. yüzyılın başlarında, bitki ıslahçılığı hükümetler tarafından büyük ölçüde destekleniyordu ve çoğu küçük ölçekli çok sayıdaki özel ıslahçılık firmasının yanı sıra, çiftçi kooperatifleri de sıklıkla bu işle uğraşıyordu. Zaman içinde tohum şirketleri daha az sayıda ve daha büyük oldular. Kuzeyde artık tohum endüstrisine, hemen hemen hepsi kimya ve ilaç sektöründen gelen bir avuç ulus-ötesi şirket egemendir ve bu eğilim Güneyde de aynıdır. Bu şirketler, endüstrinin teknolojik odak noktasını köklü biçimde değiştirdiler: basit Mendelci çaprazlamadan [melez yetiştirme], hücrelerin veya DNA’nın doğrudan manipülasyonu, özellikle genetik mühendislik dahil çeşitli yöntemlere… Her ne kadar dünyanın ekim alanlarının yüzde 90’ından fazlası genetik yapısı değiştirilmemiş tohumlarla ekiliyor olsa da, artık küresel bitki ıslahçılığı yatırımlarının belki de yarıdan fazlası genetik mühendisliği projelerine gidiyor.

Tohumların içerdiği genetik bilgiyi adım adım özel mülkiyete çeviren fikri mülkiyet yasalarındaki değişikler, bu alanın şirketlerin kontrolüne geçmesini kolaylaştırdı. 1960’lara kadar daima, çiftçiler kendi hasatlarından aldıkları tohumları yeniden kullanma hakkına sahipti ve bir ıslahçı daha fazla ıslah etmenin başlangıç noktası olarak herhangi bir tohumu -özel bir şirketten alınmış bir çeşit olsa bile- kullanabilirdi. Günümüzde ticari çeşitlerin çoğu, ya hiçbir çiftlik üretimi tohuma ve hiçbir ıslah amaçlı kullanıma izin vermeyen endüstriyel patentlerin; ya da ıslah amaçlı kullanımı sınırlayan ve çiftlik üretimi tohumlara ancak bir seçmeli istisna olarak izin veren ‘bitki çeşidi koruma’ mevzuatının kapsamına giriyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) tüm üye devletleri -dünya devletlerinin büyük çoğunluğu- bu sınırlamaları uygulamakla yükümlüdür.

Ulusal tohum mevzuatı, birer birer, ticari çeşitlerden elde edilen bir diğer tohumu kullanma olanağını sınırlıyor. Çoğu hükümetin çeşit tescili ve tohum sertifikasyonu projeleri bulunuyor; bunlar, belgelendirilmiş veya sahibi tescilli olmayan herhangi bir tohumun yetiştirilmesini, piyasaya sürülmesini veya kullanımını genellikle zorlaştırıyor veya bütünüyle yasadışı hale getiriyor.

Bitki ıslah teknikleri aynı zamanda tohumun çitçiler veya diğer ıslahçılar tarafından yeniden kullanımını engellemenin bir aracı olarak kullanılıyor. Mısırda ve birçok sebzede piyasaya egemen olan birinci kuşak (F1) hibritler, bunun açık örneğidir.

Organik Tarımda Tohumlar ve Islahçılık - Mevcut Durum

IFOAM Temel Standartları, tohumlarla ilgili iki genel ilkeyi ortaya koyar:

  • Organik tarım sistemlerinde yetiştirilen türler ve çeşitler, yerel toprak ve iklim koşullarına uyum sağlama ve zararlılara ve hastalıklara dayanıklılık niteliklerine göre seçilir.
  • Tüm tohumlar ve bitki materyali, sertifikalı organiktir.

Ayrıca dört tavsiyede bulunulur:

  • Organik çiftliklerin sürdürülebilirliğini, özgüvenini ve biyoçeşitlilik değerini arttıracak şekilde, birçok değişik ürün ve çeşit yetiştirilmelidir.
  • Bitki çeşitleri, genetik çeşitliliği koruyup sürdürecek şekilde seçilmelidir.
  • Organik tarıma uygun olarak bilinen çeşitler tercih edilmelidir.
  • Uygulayıcılar organik olarak yetiştirilmiş çeşitleri kullanmalıdır.

Ancak bu genel ifadelerin çoğunu zorunlu hükümler takip etmiyor. Tohumlarla ilgili olarak, sertifikasyon standartlarının “gerektireceği” yalnızca iki şey var:

  • organik ürünlerin, -uygun çeşitler ve kaliteyle ulaşılabilir olduğu hallerde- organik olarak çoğaltılmış tohumdan yetiştirilmesi ve
  • genetik mühendislik ürünü çeşitlerden gelen tohum veya bitki materyaline izin verilmemesi.

Dünyadaki hemen hemen tüm organik standartlar -sınırlı kullanımlı veya yasalaşmış olanlar- artık aynı etkiye sahip hükümleri içeriyor.

Ayrıca, birkaç yıldır tartışılan ama henüz sonuca vardırılmamış, taslak halindeki IFOAM bitki ıslahçılığı standardı bulunuyor. Onun içeriğinin başlıca unsuru, önerilen kabul edilebilir ıslah teknikleri listesidir.

Daha fazla ayrıntılandırılmış standartların yokluğu, organik bitki ıslahçılığının hala emekleme döneminde olduğunu gösteriyor. Çoğunlukla Avrupa ve Kuzey Amerika’da bulunan, bu alana odaklanmış organik ıslahçılık firmaları var; fakat bunların tümü görece küçük çaplı ve yalnızca organik ürün alanının küçük bir bölümüne tohum sağlıyor. Aynı zamanda, çoğunlukla Güneyde bulunan çok sayıda çiftçi ağı var; bunlar, STK’lar veya dost akademisyenlerden gelen dışsal teknik girdilerden yararlanarak, geleneksel tohum stoklarına dayanan çiftlik düzeyindeki organik ıslahçılığı organize ediyor. Organik çiftçilerin çoğu, kendi bölgelerindeki konvansiyonel çiftçilerle aynı tohum kaynaklarına bağlıdır. Kuzeyde bu genellikle, ticari yaygın çeşitlerin tohumları anlamına gelir; bunlar bazen organik olarak çoğaltılmıştır, bazen de değildir. Organik olarak üretilmiş tohum oranı ürüne ve bölgeye göre büyük ölçüde değişiklik gösteriyor; en yüksek oranlar, Kuzeybatı Avrupa’daki bazı ülkelerde ve tahıl ile diğer temel tarla ürünlerinde görülüyor.

Güneyde, geleneksel çiftlik tohumu sistemlerinin hala kural olmaya devam ettiği birçok bölge var; bu da, pratikte tüm organik çiftçilerin kendilerinin organik olarak ürettiği tohumları veya diğer çiftçilerin ürettiği yerel olarak ulaşılabilir tohumları kullandığı anlamına geliyor. Ancak Güneyin diğer bölgelerinde ticari tohum egemendir. Buralarda -eğer varsa- pek az çiftlik organik olarak üretilmiş tohum kullanıyor; gelişmiş ülkelerin pazarlarında ise bu tohumlar genellikle çok azdır ya da hiç yoktur. Hatta çoğu kez, kimyasal işlemden geçirilmemiş tohum bulmak zordur.

Genel olarak, bu durum, organik çiftçilerin Temel Standartlar’ın genel ilkelerine ve tavsiyelerine uymalarını çok zor hale getiriyor. Genel olarak, bir organik çiftçi aynı bölgedeki konvansiyonel bir çiftçiden daha az tohum seçeneğine sahiptir. Pek azı organik bitki ıslahçılığından gelen tohumlara erişebilir ve genellikle yalnızca sınırlı sayıdaki kullanılabilir konvansiyonel çeşit, organik tarım işine uygundur. Geleneksel sistemlerin ürünü yerel tohumları kullanamamaları halinde, organik çiftliklerin genetik çeşitliliğe katkılarının, onların konvansiyonel muadillerinden daha az olması muhtemeldir.

Birçok durumda, organik olarak üretilmiş tohumlar için zorunlu koşulların -organik tarıma ilişkin AB düzenlemelerinde kabul edilenler gibi- uygulamaya sokulması seçeneklerin daha da azalmasına yol açar. Uygulama geniş ölçüde farklılaşıyor; fakat birçok belgelendirme kurumu ve kamu yöneticisi koşulları çok dar biçimde yorumluyor ve diğer açılardan çeşitlerin uygunluğunu pek göz önünde bulundurmuyor.

Organik Tarımda Tohumlar ve Islahçılık - İlkelerden Uygulamaya

Organik tarım daima organik biçimde gelişti. Basit bir temel ilkeler dizisinden yola çıkarak, uygulama, adım adım düşüncelerimizi saflaştırdı. Mahsul üretiminden başlayarak, tarım ve gıda zincirinin diğer parçalarının çoğu için organik yöntemler tanımlandı. Bu süreç, organik tohumlar ve ıslahçılık alanlarında devam ediyor; fakat eşitsiz gelişme gösteriyor.

Görece iyi gelişen kısım, organik tohum üretimidir. Organik tohum yetiştirmede uzun bir pratik deneyim söz konusudur ve bu, organik standartlarda apaçık bir kurallar dizisiyle kendisini ortaya koyar. Bu şaşırtıcı değildir; çünkü tohumların yetiştirilmesi diğer ürünlerin yetiştirilmesinden görece pek az farklıdır ve o deneyimden yararlanabilir.

Diğer yandan organik bitki ıslahçılığı kavramı oldukça yenidir. Güncel uygulama, deneysel aşamadadır; organik ilkelerinin işleyebilir bitki ıslahçılığı sistemlerine nasıl çevrilebileceği araştırılıyor. Bitki ıslahçılığı esas olarak bitki yetiştirmeden farklıdır; bu nedenle organik mahsul üretimiyle ilgili benzerliklerin fazla bir değeri yoktur. Bir standardın ilk versiyonu kaleme alındığında hemen kullanıma sokulabilir; fakat o aynı zamanda erken bir aşamadadır ve pratik deneyimlerin birikmesiyle değişim geçirmeye ihtiyaç duyacaktır.

Bununla birlikte, çeşitli yönlerden, organik ilkelerle bitki ıslahçılığı uygulaması arasındaki bağlantı çok açık biçimde kanıtlandı. IFOAM İlkelerinin anlatımında, tümüyle doğrudan uygulanan birkaç kilit anlayış vardır; özellikle bunlardan altısı aşağıdadır:

  • Yaşam sistemlerinin bütünlüğü
  • Bağışıklık, dirençlilik ve yenilenme
  • Ekolojik sistemlerle birlikte çalışma ve onlara benzemeye çalışma
  • Yerel koşullara, ekolojiye, kültüre ve ölçeğe uyumluluk
  • Genetik ve tarımsal çeşitliliğin korunması
  • Toplumsal ve ekolojik açıdan kaynakların makul yönetimi

Pratik deneyimler üzerine inşa edilen, aşağıda belirtilen özellikler, organik bitki ıslahçılığını konvansiyonel ıslahçılıktan ayıran önemli unsurlar olarak artık yaygın biçimde dile getiriliyor:

  • Bitkiler daima verimli kalmalı ve kendisini doğal yoldan yeniden üretmelidir
  • Tüm tarla seçimi organik usulle gerçekleşir
  • İşlevini yerine getirmesi için doğal sistemlerin kendi kendisini düzenlemesine imkan tanıyacak şekilde, bitkinin bütünü veya popülasyon düzeyindeki ıslah teknikleri esastır
  • Moleküler düzeydeki ıslah teknikleri kullanılmaz
  • Hücre düzeyindeki ıslah teknikleri çok kısıtlı biçimde kullanılır
  • Tarladaki tohumların sürekli olarak uyum sağlamasına imkan tanımak üzere, saf ırk ıslahçılığından daha fazla genetik esnekliğe geçişle, daha evrimci bir yaklaşım
  • Özellikle topraktan besin alımında etkinlik ve zararlı otların önlenmesi gibi alanlarda farklı ıslah öncelikleri
  • Dayanıksız tek-gen çözümlerine değil, istikrarlı, çok-genli tarla direnci veya dayanıklılığına öncelik verecek şekilde, direnç ıslahçılığına farklı yaklaşım
  • Islahçılar, çiftçiler ve hatta bazen ürünleri kullananlar arasında karşılıklı etkileşime dayanan farklı toplumsal ve ekonomik organizasyon biçimleri
  • Açık genetik materyal değiş-tokuşu

Kilit Konular

Aşağıdaki bölümlerde, organik hareketinin özel ilgisini ve eylemini gerektiren birkaç kilit konu açıklanıyor.

UYARLAMA VE DEĞİŞİM

Yerel koşullara uyarlamaya yaklaşım, belki de organik bitçi ıslahçılığı felsefesinin mevcut ana-akım anlayıştan en kökten biçimde ayrıldığı noktadır. Günümüzde tipik bir bitki çeşidi, yüksek oranda homozigotlu “saf ırk”tır; bunun anlamı, onun genetik olarak “kilitli” olması ve tarlada değişim geçirme olanağının neredeyse hiç bulunmamasıdır. O aynı zamanda, besin ve su erişimi, ısı, yabani ot rekabeti vb bakımından en uygun koşullarda, en iyi verimi sağlayacak şekilde yetiştirilmiştir. Başka bir deyişle, çevrenin o bitkinin isteklerine uyum sağlaması gerektiği varsayımıyla tasarlanmıştır; tersi olması gerekirken.

Buna karşılık organik ıslahçılar yüksek düzeyde genetik uyarlanabilirlik sağlamayı amaçlıyor; öyle ki, tohumlar bir ölçüde çevresel faktörlere yanıt vererek evrimini sürdürebilsin. Bu yeni bir fikir değildir; bitki ıslahçılığında daima var olan küçük ama önemli bir azınlık paradigmasına dayanılarak oluşturulmuştur.

Uyarlanabilirlik, çeşitli yollarla başarılabilir. Bir saf ırklı çeşit, daha heterozigotlu -daha fazla genetik esnekliğe sahip- olarak tasarlanabilir. Alternatif olarak veya buna ek olarak, bir çeşit birkaç birbirinden hafifçe farklı genetik soyu içerebilir; ki buna kompozit veya çok-soylu çeşit denir. Ya da, uyarlanabilirliği en üst düzeye çıkarmak için, sabit bir çeşit fikri tümüyle geride bırakılabilir ve ıslahçılık tek tek soylar üzerinde değil, bütün popülasyonlar üzerinde yapılır. Tüm bu durumlarda, uyarlanmanın bir işe yaraması için, tohum seçimi ve üretimi kuşkusuz ilgili çiftlikte veya söz konusu bölgede yapılmalıdır.

Ekolojik bir perspektifle bakıldığında, bu tür evrimci yaklaşımların, özellikle çeşitli popülasyon ıslahçılığı biçimlerinin, en uygun uyarlamayı ve uzun vadeli tohum sistemlerinin sürdürülebilirliğini garantilemenin en iyi yolu olduğuna şüphe yoktur. Bir yandan yüksek düzeyli ve istikrarlı üretim sürdürülürken, popülasyon ıslahçılığı doğal bitki popülasyonlarının evrimci dinamiklerini sıkı sıkıya taklit edebilir. Bu basit ve zamanla sınanabilen bir yöntemdir. Uygulamada tüm geleneksel çiftlik tohumu sistemleri, sabit çeşitlerden çok süregelen popülasyonlara dayandırılmıştır.

Ancak, tohum stoklarına ve özellikle popülasyon ıslahçılığına yüksek derecede genetik çeşitliliği yeniden kazandırmanın önünde çok zorlu pratik ve yasal engeller var. Birçok ülkede, bitki çeşidinin yasal tanımı öylesine dardır ki, çok-soylu çeşitlerin bile yasal olarak tescil edilmesi ve kullanılması zor ya da imkansız olabiliyor ve popülasyonlar bütünüyle mevzuat dışında kalabiliyor. Aynı zamanda, halihazırda bitki ıslahçılığını destekleyen bütün finans sistemi, yalnızca tek-tip saf ırklı çeşitlere göre şekillendirilmiştir.

ISLAHÇILIK TEKNİKLERİ

Hangi ıslahçılık tekniklerinin organik bitki ıslahçılığı için uygun olduğunu belirleme çalışmasının büyük kısmı şimdiden yapıldı. İki temel ölçüt üzerinde geniş bir uzlaşı var:

  • Organik ıslahçılık, doğal yeniden üretimin sınırları içinde kalmalı, ve
  • Esas olarak bitkinin bütünü üzerinde işlemeli ve doğrudan hücreye veya moleküler düzeye müdahale etmemeli.

Bu iki ölçüt, yaşam sistemlerinin bütünlüğüne göndermede bulunarak, doğrudan doğruya sağlık ilkesinden kaynaklanır. IFOAM Temel Standartları’nda, bu ölçütler şimdiden belirli bir konuda, genetik mühendisliğe ve hücre kaynaştırma gibi onunla yakından ilgili tekniklere getirilen genel yasakta uygulanıyor. Bu hükümlerin, protoplast[2] kaynaşmasının da genetik mühendisliğin tanımına dahil olduğunu açıklığa kavuşturacak şekilde gözden geçirilmesi gerekiyor.

Ancak, organik bitki ıslah tekniklerinin daha tam ve pozitif bir tanımlamasını sağlamayı amaçlayan organik bitki ıslahçılığına ilişkin taslak standart üzerinde henüz anlaşma sağlanmadı. Organik ıslahçılığın geliştirilmesini desteklemek için, bu standardın daha fazla geciktirilmeden sonuca ulaştırılması gerekir; öyle ki, ıslahçıların ve ürünlerinin sertifikasyonu mümkün olabilsin. İzin verilecek teknikler konusunda tam olarak çizginin nerede çekileceğine dair bazı önemli sorunlar var. Zaman sınırları, geçiş süreleri ve istisnalar gibi kurulu mekanizmaların yardımıyla bu görüş ayrılıklarının giderilmesi mümkündür. Yeni bir alanın organik standartlara girdiği her zaman olduğu gibi, ilk versiyon temel düzeyden başlayacak ve sonra alan olgunlaştıkça değişim geçirecektir.

Mevcut taslak, organik ıslahçılığın tanımlanması için önemli olan diğer bazı yönleri de içerecek şekilde genişletilmelidir. Sertifikasyonu belirli tekniklerin kullanılması veya kullanılmamasına dayandırmak çok dar bir yaklaşımdır. Örneğin, organik ıslahçılığın organik çiftçilikle doğrudan etkileşim halinde yönetilmesi zorunlu olmalıdır ve organik ıslahçılıktan gelen tohumlar çiftlik düzeyinde çoğaltım ve daha fazla ıslah için daima ulaşılabilir olmalıdır.

GELENEKSEL TOHUMLAR

Organik bitki ıslahçılığının büyük bölümü geleneksel çiftlik tohumu sistemleriyle bağlantılıdır veya geleneksel kaynaklardan gelen genetik materyale dayanır. Bu durum, çiftlik ıslahçılığı ile geleneksel tohum stoklarının korunmasını birleştiren birkaç iyi örgütlenmiş çiftçi ağının bulunduğu Güneyde, özellikle geçerlidir. Yüksek oranda dışsal girdi kullanılan ticari çeşitlere ait mahsulle tam olarak karşılaştırılabilecek, pirinç ve mısır gibi temel ürünlerdeki organik mahsule bakıldığında, sonuçlar çoğu kez çarpıcıdır. Geleneksel tohumların organik ıslahçılık için mükemmel bir başlangıç noktası oluşturması şaşırtıcı değildir; çünkü iki sistem de çoğu ana özellikleri paylaşır. Bilhassa, geleneksel tohumlar genel olarak modern ticari çeşitlerden daha fazla genetik değişkenliklerini korurlar; ve çok sık olarak onlar, organik sistemlerle oldukça benzer olan düşük girdi kullanımı pratikleri içinde seçme işleminden geçmişlerdir. Aynı zamanda geleneksel tohum sistemlerinin toplumsal organizasyonu, ıslahçılık ve çiftçilik arasındaki karşılıklı etkileşim için kullanışlı modeller oluşturabilir; bu, organik ıslahçılığın bir kilit bileşeni olarak tanımlanmaktadır.

Bunun yanı sıra geleneksel tohumlar, hala var oldukları yerlerde, kendi başlarına ticari tohumlara karşı ayakta durabilen tam bir alternatif de oluşturabilirler. Organik çiftçilik için geleneksel tohumlar, çoğu durumda, konvansiyonel üretimden gelen ticari tohumlara göre, hatta yaygın kullanılan çeşitlerin organik olarak üretilmiş tohumlarına göre, daha iyi bir tercih olabilirler. Günümüzde bu olasılık sıklıkla göz ardı ediliyor. Bunun nedeni kısmen bir kültürel önyargı olabilir. Hem standartları belirleyen hem de sertifikasyon sağlayan kurumlar ezici bir çoğunlukla Kuzeyde yer alıyor; bu yarı kürede geleneksel tohum sistemleri artık tarımda temel bir faktör değildir ve geleneksel tohumlar sıklıkla yalnızca tarihsel bir ilgi alanı olarak görülür.

Önemle belirtilmelidir ki, IFOAM Temel Standartları’ndaki hiçbir şey, geleneksel tohumların organik tarımda kullanılmasını özel olarak sınırlamaz; burada kaynağın konvansiyonel çiftçilik, ev bahçeleri, gen bankaları veya işlenmemiş topraklar olup olmadığına bakılmaz. Tek sınırlama, organik olarak üretilmiş tohumun tercih edilmesiyle ilgili -bir başka tohum için olanla aynı biçimde uygulanan- genel kuraldır. Fakat birçok ülkede, ulusal tohum mevzuatı, piyasaya sunulan her ürün için çeşit tescili ve/veya tohum sertifikasını zorunlu hale getirerek geleneksel tohumların kullanımını sınırlar veya hatta yasaklar (aşağıdaki ilgili bölüme bakınız).

Başından beri organik hareket, geleneksel tohumların varlığının ve değerinin daha fazla hesaba katılmasına ihtiyaç duydu; özellikle de organik standartları formüle ederken ve yorumlarken. Bilhassa Güneyde aktif olan organik sertifikasyon kurumları, geleneksel tohumların ayrımcılığa uğramasını önleyecek şekilde çalışma usullerini geliştirmeye gereksinim duyuyor.

GENETİK BİLGİLERİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ

Kamu sektörü bitki ıslahçılığının gerilemesi, bitki ıslahçısı ulus-ötesi şirketlerin yükselişi ve bunun sonucunda genetik çeşitlilikteki gerilemenin ardındaki belirleyici faktör, tohumların içerdiği genetik bilgileri özelleştiren fikri mülkiyet yasalarının oluşturulmasıdır.

Geleneksel çiftlik tohumu sistemlerinde, ekim için kullanılan fiziksel tohumun özel mülkiyeti söz konusu olabilir; ama asla tohumun kendisindeki genetik kodun değil. Uzun süredir aynı ilke bilimsel bitki ıslahçılığında uygulanmaya devam etti. Yeni çeşitleri satın alan çiftçiler, diledikleri sürece kendi hasatlarının bir kısmını tohum olarak yeniden kullanmakta özgürdü ve ıslahçı hiçbir kısıtlama olmaksızın bir başka ıslahçının çeşitleriyle çaprazlama yapabilirdi.

Gerçi özel şirketler sıklıkla hükümetleri tohumların patentlenmesine izin vermeleri için etkilemeye çalışıyordu ama serbest değiş-tokuş 1960’lara kadar kural olarak kaldı. Bu tarihlerde, bitki çeşitleri için yasal korumanın telif hakkına benzer bir biçimi olan ‘bitki çeşidi koruma’ kuralı Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Birliği (YBÇKB) adlı uluslararası anlaşmayla uygulamaya sokuldu. YBÇKB sistemi, başlangıçta yalnızca, ıslahçıya bir çeşidin ticari üretimine ilişkin özel haklar tanıdı. Satıldığı andan itibaren tohum hala, bir çiftçi tarafından serbestçe saklanabilir ve yeniden kullanılabilir, veya bir başka ıslahçı tarafından kullanılabilirdi.

Zamanla YBÇKB sistemi adım adım daha kısıtlayıcı hale geldi. Onun bugünkü versiyonunda, çiftlikte hasattan ayrılmış tohuma yalnızca seçenekli bir istisna olarak izin verilir ve ıslahçılık için erişim koşullara tabidir. YBÇKB’nin bir sonraki revizyonunda ise çitlik tohumu muhtemelen toptan yasaklanmış olacak ve diğer ıslahçılar tarafından kullanımına, ancak bir çeşit 10 yıl piyasada bulunduktan sonra izin verilecek.

Ayrıca, birçok ülkede bitkiler için endüstriyel patentler de kullanılmaya başladı; ilk olarak yalnızca genetik mühendislik ürünü çeşitlerde kullanılıyordu, fakat artık artan biçimde konvansiyonel olarak ıslah edilmiş tohumlarda da kullanılıyor. Patentler hiçbir şekilde çiftlik tohumuna izin vermiyor ve patent sahibiyle resmi bir sözleşme yapılmadığı sürece diğer ıslahçıların kullanımını yasaklıyor.

1990’lara kadar bu sistemler esas olarak dünyanın gelişmiş ülkelerinde kullanıldı. Fakat 1994 tarihli DTÖ sözleşmesinin bir parçasını oluşturan Fikri Mülkiyet Haklarının Ticaretle İlişkili Yönleri (FMHTİY) anlaşmasıyla birlikte tohumların fikri mülkiyetinin korunması tüm üye ülkeler için zorunlu hale geldi. Bunun sonucu olarak, çoğu gelişmekte olan ülke de artık tohumlar için ya patent ya da YBÇKB koruması, veya her ikisini de sağlıyor.

Tohumlardaki genetik bilgilerin özelleştirilmesi, açıkça temel organik ilkelerle çelişiyor. Bu durum, kaynakların toplumsal veya ekolojik bakımdan adil yönetimi ilkesine aykırıdır ve yaşam sistemlerinin bütünlüğüne saygı anlayışını göz ardı ediyor. Aynı zamanda, büyük ölçüde, çiftlik düzeyindeki devamlı seçme işlemine ve genetik materyalin ıslahçılar ve çiftçiler arasındaki değiş-tokuşuna dayanan, organik bitki ıslahçılığının gelişmesine doğrudan doğruya zarar veriyor.

IFOAM Temel Standartları, çiftlik tohumu çoğaltımına veya daha fazla ıslah için erişime izin vermeyen fikri mülkiyeti koruma biçimlerinin kapsamına giren tohumların herhangi bir şekilde kullanımını yasaklayacak şekilde değiştirilmelidir.

TOHUM MEVZUATI

Çoğu ülke, tohum kalitesini sınama işlemini ve çeşit tescilini düzenleyen bir tohum mevzuatına sahiptir. Bu sistemler bazen gönüllü ama çoğunlukla zorunludur. Başlangıçta amaç, çiftçilere devlet destekli kalite kontrolü sağlamak ve standardın altındaki tohumların satışını önlemek iken, birçok tohum yasası tohum endüstrisi için yardımcı bir koruma sistemine dönüştü. Bu sistem, YBÇKB bitki çeşidi koruma kuralı ile iç içe geçiyor ve bu ikisi çoğunlukla aynı devlet kuruluşu tarafından uygulanıyor, aynı ulusal mevzuat içinde bütünleşiyor.

Çeşit tescilinin veya tohum sertifikasyonunun zorunlu olduğu yerlerde, sistem diğer tohumların kullanımını fiilen engelliyor. Tescilsiz veya sertifikasız tohumlar satılamıyor ve hatta bazı durumlarda serbestçe değiş-tokuş edilemiyor ve dağıtımı yapılamıyor. Bu, geleneksel çiftlik sistemlerinden gelen tohumların kullanımını ciddi biçimde sınırlıyor ve organik ıslahçılığın daha fazla gelişmesinin önünde büyük bir sorun oluşturuyor. Bazı ülkelerde, “koruma altındaki çeşitler”in bir miktar satışına izin verecek şekilde basitleştirilmiş tescil sistemleri oluşturuldu; fakat bu farklı sistemler genellikle sadece küçük miktarlar ve ticari olmayan kullanımlarla sınırlıdır ve tam-ölçekli çiftlik kullanımıyla herhangi bir ilişkisi yoktur.

Bir çeşit, piyasaya sürülmek üzere yasal olarak tescillenmek için, genellikle tarımbilimsel (agronomik) değerini kanıtlamak üzere sınamadan geçmeli ama aynı zamanda, piyasadaki diğer çeşitlerden güvenli biçimde ayırt edilebilmesi için yeterince farklı, tek-tip ve istikrarlı (FTİ) olduğunu göstermelidir. Bu FTİ testi -aynı zamanda YBÇKB koruması elde etmek için lüzumludur-, tarımbilimsel bakış açısının icap ettirdiğinin çok ötesine geçen bir genetik homojenlik düzeyini gerektirir. O yalnızca, test için örnekleme yapıldığında tohum yetkililerinin o çeşidin kimliğini kolayca tanımlayabilmeleri ihtiyacına hizmet eder. FTİ zorunluluğu, yüksek derecede genetik çeşitlilik amacıyla yetiştirilmiş tohumların tescilini ve satışını zorlaştırır veya imkansız hale getirir.

Çeşit sınamasıyla ilgili olarak başka sorunlar da tespit edildi. Örneğin bu testler, çeşitlerin çok-genli (poligenik) hastalığa direnç yeteneğini düşük hesaplama eğilimi gösteriyor; çeşitler tümüyle hastalıktan arınmış olmadıkları için testlerden geçemiyorlar. Bir çok-genli hastalığa direncin genellikle bir tek-genliye dirençten daha istikrarlı ve daha uzun süreli olduğu gerçeği dikkate alınmıyor. Aynı zamanda testler yüksek düzeyde yapay gübre ve böcek ilacı girdileri kullanılarak yürütülür; bu ise, en uygun koşullarda iyi performans gösteren çeşitlerin lehine olurken, daha düşük girdi koşullarına uyumlu çeşitlerin testten başarısız çıkmasına neden olabilir.

Çeşit tescili sistemleriyle ilgili bir başka sorunlu faktör, maliyettir. Çeşit testinin giderleri genellikle ıslahçılar tarafından ödenir; yani bu maliyet tohum fiyatına eklenir. Bu ise daha az ve daha standart çeşitleri üretme yönünde güçlü bir etkide bulunur ve piyasadaki seçenekleri azaltır. Organik sektör gibi küçük piyasalarda maliyet, yasaklayıcı bir işlev görebilir.

Tohum sertifikasyon sistemleri ilke olarak gönüllü olmalı, ya da tüm tohum tiplerini içerecek şekilde farklı tescil türlerine imkan tanımalıdır.

ISLAHÇILIĞIN ORGANİZASYONU VE FİNANSMANI

Organik bitçi ıslahçılığı konvansiyonel olandan yalnızca teknoloji bakımından değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik organizasyon bakımından da ayrılır. Mevcut ticari tohum sistemi, çitçileri yalnızca tüketici konumuna düşürür. Organik bitki ıslahçılığı, ıslahçı ve çiftçi arasında daha etkileşimli bir ilişkiyi gerektirir. Etkileşimin düzeyi ve biçimi, çiftçilerin çeşitlerin denenmesine ve seçimine (seleksiyon) aktif biçimde katılımından, ıslahçıların teknik danışman olarak hizmet ettiği tamamen çiftçinin yönetimindeki çiftlik ıslahçılığına kadar geniş bir çeşitlilik gösterir. Besin zincirindeki diğer aktörler de bir role sahip olabilir; örneğin ürünlerin nihai kullanımının özel nitelik gerektirdiği, fırında pişirme veya diğer işlemlerde olduğu gibi.

Ana-akım bitki ıslahçılığı, artık neredeyse tümüyle YBÇKB bitki çeşidi koruması veya patentlerine dayanan telif hakkı ödemeleriyle finanse ediliyor. Organik ıslahçılığın başka çözümler araması gerekiyor. Seçim yalnızca iklim, toprak, yaygın bitki hastalıkları ve diğer yerel yetiştirme koşullarına bakılarak yapılmamalıdır; seçim aynı zamanda, bir o kadar da, amaçlanan kullanım ve piyasa özellikleri, çiftlik yönetim uygulamaları ve teknik donanım ve çiftliğin ekolojik dengesi ve biyolojik çeşitliliğinin nasıl korunacağı ve güçlendirileceğine ilişkin çiftçinin genel vizyonu dikkate alınarak yapılmalıdır.

IFOAM’ın görüşüne göre, bunun anlamı, uygun çeşidin hangisi olduğuna dair nihai kararın daima tek tek çiftçilere bırakılması gerektiğidir. Konuma özgü çiftlik yönetimi, organik tarımın en temel ilkelerinden biridir. Tohum tercihlerine ilişkin kararların çiftçilerden sertifika vericilere veya devlet kuruluşlarına geçmesi, açıkça bu ilkeyi çiğner.

Organik tohum üretiminin önemi de abartılmamalıdır. Organik üretimin katma değeri, tohumun yetiştirildiği sırada çevresel etkinin azalmasına dayanır. Birçok üründe tohum miktarının hasada göre küçük olması nedeniyle, etki sınırlıdır. Çevresel etki bakımından, bir organik bitkinin üretimine genetik olarak uyumu iyi olan tohumla başlama değeri, genellikle ona organik yolla üretilmiş tohumla başlamanın değerinden çok daha yüksektir. Piyasadaki daha fazla konvansiyonel ürünün yerini alan, yüksek kaliteli daha iyi bir hasadın olumlu çevresel etkisi, konvansiyonel yolla yetiştirilmiş küçük miktarda tohumun olumsuz çevresel etkisini çok kısa sürede dengeler. Organik çiftçilerin yalnızca iki ya da üç yılda bir yeni (konvansiyonel) tohum satın aldığı ve geri kalan yıllarda çiftlikte ayrılmış (organik) tohum kullandığı yerlerde, bu durum daha da geçerlidir.

Organik yolla üretilmiş tohumla ilgili -bugün Avrupa’da görülen türden- sıkı yönetsel politikaların, organik ıslahçılık doğrultusundaki zorunlu ilk adım olduğu, zaman zaman ileri sürülüyor. Avrupa deneyiminden yola çıkarak değerlendirme yapılırsa, bu şüphelidir. Günümüzde Avrupa piyasasında bulunan organik olarak çoğaltılmış tohumların çoğu, başlıca ticari çeşitlerin tohumlarıdır ve sistem şimdiye kadar organik ıslahçılığa ilişkin herhangi bir özel teşvik uygulaması oluşturmuş gibi görünmüyor.

IFOAM, organik ıslahçılık ve organik tohum üretiminin geliştirilmesinin el ele yürümesi ve çeşitlilik ve çiftçi tercihine dayanması gerektiğine inanıyor. Organik çiftçileri kullanmak için özgürce hangi tohumları seçiyorsa, bu seçim, ıslahçıların ve tohum üreticilerinin işleriyle ilgili kararları için tek güvenilir uzun vadeli kılavuzdur. Hangi çeşitlerin yaygın olarak tercih edildiğine dair doğru bir resim elde etmek için yapılan iyi bir piyasa araştırmasıyla -veya daha da iyisi, organik çiftçilerle doğrudan işbirliğiyle- tohum üreticileri hangi ürünü organik olarak üreteceklerini bilecektir. Pek çok organik çiftçi, -özellikle organik üretimi sözleşme karşılığı yapıyorsa- kendi özel amaçları için iyi verim sağlayan tohumlara yüksek bir ücret vermekte duraksamayacaktır; fakat az sayıdaki çiftçi de kendi ihtiyaçlarına denk düşmeyen bir çeşidin organik üretimi için para ödeyecektir.

Benzer biçimde, çiftçi tercihi, özellikle organik çiftçileri hedefleyerek ıslahçılık işine giren tüm aktörler için kılavuz olmalıdır; bu aktörler, söz konusu alana odaklı organik ıslahçılık firmaları, var olan çeşitleri uyarlamak isteyen piyasanın egemen şirketleri veya katılımcı ıslahçı girişimler olabilir. Tüm bu durumlarda, organik üretim zaten ıslahçılık aşamasından itibaren bütünleşmiş olacaktır.

Bu konuları açıklığa kavuşturmak için, Temel Standartlar’daki ilgili hükümler gözden geçirilmelidir. Birincisi, terminoloji revize edilmelidir; öyle ki “organik tohum” artık sadece organik tarım yönetimiyle çoğaltılmış olan tohumlar için kullanılmasın, ama hem organik ıslahçılık ürünü hem de organik olarak çoğaltılmış olanlar için kullanılsın. İkincisi, şu konu açıklığa kavuşmalıdır ki, bir çiftçinin kullanmayı seçtiği çeşitte mevcutsa, daima organik olarak çoğaltılmış tohum kullanılmalı, fakat bu çeşit seçimi daima çiftçiye bırakılmalıdır; hatta bu, organik yolla çoğaltılmış tohumun kullanılmaması anlamına gelse bile.



[1] Burada ve bu belgenin tümünde “tohum” sözcüğü, yumrular, aşı kalemleri, soğanlar ve diğer bitkisel üreme birimleri de dahil her türlü üreme materyalini temsilen kullanılıyor.

[2] Protoplast: Çekirdek, sitoplazma ve membrandan oluşan canlı birim -ç.n..

col2

Tohum

Sevdiğimiz bitkilerin yaşaması ve devamlı gelişmesi için tohumlarını alıp tekrar ekmemiz lazım. Çok sayıdaki tür için, tohumlarının bitkiden nasıl alınıp saklamamız gerektiği anlatılıyor.
devamı...

 

Bahçe

Bahçevanlık bilgileri engin deniz! … Bir yerden başlamak yeterli. Tecrübeli bahçıvandan ilk başlayanlara kolay gelecek, kolay gezinebilir bir bahçecilik rehberi.
devamı...

 

Bitki Evrimi

Genler, canlı maddeye şekil verendir. Bitki genetiğini yönlendirme işini de, insan ve doğa bölüşüyor. Atalarımızın yaptıkları gibi... Sağlıklı ve sağlığımızı koruyan bitkilerin genetik potansiyelini destekleyen basit yöntemleri anlatan denemeler, incelemeler.
devamı...