Yerli ve Bilimsel Bilgi: Kimi Eleştirel Yorumlar

2004 Yerli ve Bilimsel Bilgi: Kimi Eleştirel Yorumlar

http://www-personal.umich.edu/~arunagra/papers/IK%20Monitor%203(3)%20Agrawal.pdf

Arun Agrawal

Çeviren: Halit Elçi

Batıdan gelme bilimsel bilgi ve yerli bilgi arasındaki ayrım, kalkınmada yerel bilginin önemine inananlar için bazı sorunlara yol açabilir. Bu makale meseleyle ilgili diyaloga davet etmek amacıyla, yerel bilginin önemini vurgulamanın içerdiği kimi çelişkileri ve ironileri inceliyor. Makalenin son kısmı deneme kabilinden ikilemden çıkmanın bir dizi olası yolunu inceliyor.

Giriş

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki on yıllarda kalkınma retoriği çeşitli aşamalardan geçmiştir: Odak noktası ekonomik büyümeden sırayla; adil paylaşımlı büyümeye, temel ihtiyaçlara, katılımcı kalkınma, sürdürülebilir kalkınmaya kaymıştır. (Bates, 1988; Black, 1993; Hobart, 1993; Watts, 1993). Bugün yerli bilgi, özellikle sürdürülebilir kaynak kullanımı ile adil kalkınma konularındaki tartışmalarda anahtar bir eksen olarak görülmektedir.

(Brokensha et al., 1980; Compton, 1989; Gupta, 1992; Niamir, 1990; Warren, 1990). Bu yönelim, geleneksel bilgiyi ve kurumları kalkınmanın önünde engeller olarak gören birçok erken dönem teorisyenin görüşlerine taban tabana zıttır. Yerli bilgiye odaklanma, hayli gecikmiş bir hamle şüphesiz. Bu durum geçmiş onlu yılların dünyanın çoğu küçük çiftçilerinin talihini iyileştirmekte başarısız olan merkezileşmiş teknik yönelimden bir uzaklaşmayı temsil etmektedir. Günümüz literatürü marjinalleştirilmiş yoksulun elinde bulunan bilginin potansiyel katkılarını vurgulayarak, dikkatini ve kaynaklarını ona en çok

muhtaç olanlar üzerinde yoğunlaştırıyor. Bu makale yerli bilgi teorisyenlerinin kullandığı birçok savın geçerliliğini kabul edip, yerli bilgiye dair yazıların çoğunda görülen belli çelişkiler ve kavramsal zayıflıkların varlığına işaret ederek, yerli bilgi kavramına dair bir tartışma açmaya çalışmaktadır.

Yerli bilginin varsayılan temelleri Kalkınma pratisyenlerinin son odak noktasının ortaya çıkışının olumlu tepkilerle karşılanmasına bakınca, kişi kendini yerli bilgi uygulaması ve retoriğinin nesi yeni diye sormak isteyebilir. Konuyla ilgili temel eserler taranınca, şu aşağıdaki tezler çıkarılabilir. Yerli bilgi Batı’ya ait yani bilimsel bilgiden şu noktalarda ayrılır: somut içerik açısından -yerli bilgi ile Batılı bilginin karakteristiklerinde ve konularındaki farklılıklar yüzünden; metodolojik ve epistemolojik temeller açısından – bu iki bilgi türü gerçekliği soruşturmak için farklı yöntemler kullandığı için; bağlam açısından – geleneksel/yerli bilgi kendi ortamıyla/doğal çevresiyle daha sıkı bağlara sahiptir. (Banuri and Apffel-Marglin, 1993; Chambers, 1980:2; Dei, 1993; Howes and Chambers, 1980:330; Warren, 1989 and 1990:1). Halkın bilgisini göz ardı etme hemen hemen, kalkınmada başarısızlığın garantisidir (Brokensha et al., 1980:7-8). Kalkınma için elzem olduğundan yerli bilginin toplanması ve tutarlı, sistematik bir biçimde belgelenmesi sık sık önerilmektedir. (Brokensha et al., 1980; Warren et al., 1993). Yerli bilgi hakkında daha fazla araştırma ortaya çıktıkça, onun kalkınmayla ilişkisi gittikçe daha kolay anlaşılacak. Bu tür araştırmalar, diye devam ediyor bu sav, ulusal ve uluslar arası merkezlerde veritabanları olarak arşivlenmeli ve bu veritabanlarındaki malumat sistematik olarak sınıflandırılmalıdır. Yerli bilgi koleksiyonu ve deposu, ilgili taraflar arasında gazeteler, dergiler ve diğer yayın araçları kullanılarak paylaşılmalı ve değiş tokuş edilmelidir (Warren et al., 1993). Ne var ki yerli bilgi teorisyenleri yerli bilgiye vurgu yaparken bir ikilemin tuzağına düşerler. Brokensha et al., 1980; Chambers et al., 1989; Warner, 1991; Warren et al., 1991) Bir yanda, yerli bilgiye odaklanmaları onlara, geniş kalkınma korosunda seslerini duyurabilecekleri bir yer sağlamıştır. Ama öte yandan yerli bilgiden dem vurmak onları yerli ve Batılı bilgi arasında bir ikilime getirir. Bu uzlaşmaz ikilem Malinowski, Boas, Levi-Bruhl, Mauss, Evans-Pritchard, Horton ve Levi-Strauss gibi isimler de dahil olmak üzere birçok erken dönem kuramcının zaten tartışmış olduğu bir şeydir.

Levi-Strauss ‘ilkel’ ve modern kültürler ve bilgi sistemlerinin göz kamaştırıcı analizlerinde (Strauss, 1962, 1965), örneğin, yerel ve Batılı bilgi arasında ayrım çizgileri oluşturarak bugün ileri sürülen birçok tezi öngörmüş gibi oldu. Levi-Strauss, ‘ilkel’ kültürlerin modern kültürlere göre kendi doğal çevreleriyle daha iç içe olduğunu; ‘ilkel’ halkların, bilimsel araştırmacılığa göre kendi hareket noktalarını kuşkulu kılan analitik akla daha az eğilimli ve ‘ilkel’ düşünce sistemlerinin bilimsel düşünme biçimlerinden daha kapalı olduğunu ileri sürmüştür. Ne yazık ki ne Levi-Strauss’un savları ne de yerel bilgi ile Batılı bilgiyi birbirinden ayırmaya yönelik mevcut girişimler eleştirilere dayanıklıdır. Bu makale ayrıca yerli bilginin arşivlenip yayınlanması stratejisinin, yerli bilgide ‘yerli’ olarak görülen şeyin bizatihi kavramsal temeline karşıt olduğu ileri sürmektedir.

‘Yerli bilgi’ kategorisiyle ilgili sorunlar

İki bilgi kategorisi yaratma girişimi – Batılı/bilimsel bilgiye karşı yerli/geleneksel bilgi – son kertede, sınırlı ve az sayıda özelliğin kategorilerin içerdiği unsurları tanımlayabilme olasılığına dayanmaktadır. Fakat bu girişim şu üç zeminde de başarısız olur: özsel, yöntemsel ve bağlamsal.

 

Özsel farklar

Yerli ve Batılı bilgi arasında tarihleri ve kendilerine has özellikleri dolayısıyla farklar vardır. Ne var ki yerli bilginin insanların gündelik hayatlarının yakın ve somut ihtiyaçlarıyla ilgili olup Batılı bilginin genel açıklamalar oluşturmaya çalıştığı ve insanların gündelik hayatlarından bir adam daha uzakta olduğu varsayımı, gerçeklerle bağdaşmıyor. Bugün Batı’da bilimin izini taşımayan hayatın herhangi bir alanını bulmak çok zordur.

Aynı zamanda yerli bilgi hakkında yazan birçok yazar, ayrıca, yerli bilginin ‘teknik olmayan içgörüler, bilgelik, fikirler, algılar ve yenilik yeteneklerini kucakladığı konusunda hem fikirdirler (Thrupp, 1989:139). Gerçekten de tümüyle anlamsız kategoriler yaratmadan, sadece ortak bir ölçü kullanarak bir insan bir Hume ile bir Foucault’yu, bir Derrida ile bir Von Neumann’ı veya bir Said ile bir Fogel’i karşı karşıya getirebilir mi? Ayrıca bir insanın Azande halkının cadılık inanışları (Evans-Pritchard, 1936) ile Batı Hindin Raika çobanlarının karar verme stratejileri (Agrawal, 1993) veya farklı kültürlerin cinsiyet ilişkilerine dair inanışları (Geertz, 1983, 80-4) ile geleneksel köylü cemaatlerinde piyasa faaliyetleri (Bates, 1981; Schwimmer, 1979) arasında benzerliklerin olduğu iddiasına, acaba aklın hangi dolambaçlı yollarının sonunda varılabildi?

Demek ki, bir yanda, genel olarak yerli veya Batılı diye görülen felsefeler ve çeşitli bilgi biçimleri arasında çarpıcı ayrılıklar vardır. Öte yandaysa, bu yapay ayrımla ayrılan unsunlar arasında örneğin orman tarımı ile dünyanın çeşitli yerlerinde küçük mülk sahiplerinin çoklu ağaç kesme sistemleri (Rocheleau, 1988; Thrupp, 1989); agronomi ile çeşit ıslahına yönelik yerli bilgi (Reed, 1977; Rhoades, 1987); taksonomi ile Hanunoo halkının bitki sınıflandırma sistemi veya Perulu çiftçilerin patates sınıflandırma sistemi (Conklin 1957; Brush, 1980); Amerika Birleşik Devletlerindeki futbol maçlarını çevreleyen ritüeller ile, sık kötüye kullanılmış bir örnek vermek gerekirse, Bali’de horoz dövüşü arasında esastan benzerlikler vardır.

Yerli ve Batılı bilgi arasındaki sınıflandırma yalnızca bu kategoriler içinde ve arasında var olan benzerlikler veya farklılıklar yüzünden başarısız olmakla kalmaz. Bu girişim çok daha temel bir düzeyde de tökezliyor. Mutlak biçimde ayrılamayacak veya sabitlenemeyecek bilgi sistemlerini ayırır ve sabitler (bağımsız bir şey olarak ayırır ve durağan değişmeyen bir şey olarak sabitler). Farklı bilgi ve inanış sistemleri arasındaki temas, çeşitlilik, alış veriş, iletişim, öğrenme ve dönüşüm kanıtlarının karşısında (Levi-Strauss, 1955; Wallerstein, 1974 and 1979; Wolf, 1982) yerli ve bilimsel/Batılı bilgiyi ayıran bir bakış açısını korumak çok zordur.

Yöntemsel ve epistemolojik farklar Bazı yerli bilgi teorisyenleri bilimin açık, sistematik, nesnel ve analitik olduğunu ileri sürmüştür. Bilimsel bilgi daha önceki kazanımlar üzerine titizce inşa ederek genişler. Oysa yerli bilgi kapalı, sistematik olmayan, analitik olmaktan ziyade bütünsel, toplam bir kavramsal iskeletten yoksun ve çıkarımsal mantık zemininde değil, yeni deneyimler temelinde gelişen bir bilgidir. (Banuri and Apffel-Marglin, 1993; Howes and Chambers, 1980). Leibniz, Popper, Carnap, Grunbaum ve Lakatos gibi sayısız bilim felsefecisinin bilim ile bilim olmayan arasında yeterli bir ayrım ölçütü bulmadaki başarısızlıkları düşünüldüğünde, belki de bu tür iddiaların sınırlılıklarının – adeta tekerleğin yeniden icat edilmesini gerektirecek – bitmek bilmez bir incelemesine girmek gereksizdir. Birçok bilim felsefecisi bilimi bilim olmayandan ayıracak yeterli bir metodoloji bulma umudunu çoktan terk etmiştir. Bilimsel yöntemleri belirleme girişiminin tarihi, Bacon’un bilginin gelişimi için reçetesinin çöküşünden, yirminci asrın ilk yarısında Viyana Okulu’nun mantıksal pozitivistlerinin bilimi anlamsız metafizikten ayırabilecek bir doğrulama ölçütü bulma konusundaki başarısızlıklarına ve Popper ile Lakatoss’un ayrım ilkesinden vazgeçişine kadar, parçalanmış teorilerin artıklarıyla doludur (Kulka, 1977).

Feyerabend’in bilim adamlarının yerleşik, kurumsallaşmış bilimin dışındaki araştırma yöntemlerine ve içgörülere karşı hoşgörüsüzlüğüne ve dogmatizmine karşı saldırısı, hedefi yeterli ölçüde tutturmaktadır. Öyle ki onun yeminli eleştirmenleri bile bunları kabul etmektedir (Tibbetts, 1977: 272). Aynı zamanda Dirks et al.’ın (1994: 3) işaret ettiği üzere, kültürel sistemlerin, en azından ‘kültürel temas’ ile kesintiye uğratılmadan önce, zamansızmış gibi görünmelerine neden olan şey, tarihsel soruşturmanın mevcut olmayışıdır. Böyle bir durumda bilimin onu yersizleştirme girişimlerine açıklığı veya geleneksel bilgi sistemlerinin kapalılığı üzerinde ısrar etmek imkânsızdır.

 

Bağlamsal farklılıklar

Yerli bilgi genellikle belli bir sosyal gruba belli bir sosyal ortamda ve zamanda sıkı sıkıya bağlı olarak yerel bir bağlamda mevcuttur diye görülür. Oysa Batılı bilgi evrensel geçerlilik arayışında epistomolojik çerçevesinden azat olmuştur (Banuri ve Apffel-Marglin, 1993:11/13). Böyle bir ayrımın anlamlı olup olmadığı tartışmalıdır. Son elli yılın teknik çözüm yönelimli kalkınma siyasetlerine en yıkıcı eleştirilerinden biri de, bu siyasetlerin uygulandığı yerlerde toplumsal, siyasal ve kültürel bağlamları göz ardı etmesidir. Fakatı batının teknik yönelimli çözümlerini uygulama girişimleri farklı sosyo-politik-kültürel bağlamların getirdiği zorunlulukları göremediği için başarısız olmuşsa, muhtemelen bunun nedeni, teknik denilen çözümlerin en az diğer bilgi sistemleri kadar belli bir muhite ait olmasıdır.

Çağdaş bilim felsefecileri bilim adamlarının ne yaptığını anlamaya çalıştıklarında (Kuhn, 1962; Barnes and Bloor, 1982; Knorr and Cetina, 1981; Latour and Woolgar, 1979), bilimin sosyal bağları üzerinde odaklanır ve böyle yaparak nesnel ve akılcı olduğuna dair toptancı yargıyı sorgularlar. Daha yakın tarihlerdeki değerlendirmeler bilimsel uygulamaya ve bilim adamlarının enstrümanlar, olgular, fenomenler ve yorumlar gibi bilimsel ürünleri yaratmak için faydalandıkları bağlama vurgu yapmaktadır. Bilimi uygulama ve kültür olarak gören bu bakış açısı, ‘bilimin üzerinde çalıştığı mekânın çokluğu, parçalılığı ve heterojenliğinde’ ısrar ederek (Pickering, 1992: 8), sadece akılcı bir temele sahip daha erken dönemlerin epistemolojilerinin değil, aynı zamanda bilimi kültüre (Kuhn, Feyerabend), [veya], çıkara göre değişen (Bilimsel Bilginin Sosyolojisi) (Pickering, 1992: 8) bir şey olarak gören daha yakın tarihlere ait indirgemeci temsillerin başarıyla ötesine geçer. Bu şekilde kazanılan söylemsel uzam, bilimin pratiklerini öne çıkarır ve epistemolojik temellerin inşasında değerli bir kaynak oluşturabilir. Yeni epistemolojik temelleri başarıyla inşa etmek için, deneyimcilik ve yenilik anlatıları yerli ve Batılı ayrımı arasında köprü kurmalıdır.

Farklı ülkelerdeki ve farklı halk gruplarındaki spesifik inceleme ve bilgi varetme biçimlerini araştırarak, genellikle ya Batılı ya da yerli olarak görülen alanda, çeşitliliğin varlığına imkan tanıyabiliriz. Aynı zamanda ‘yerli’ ve ‘Batılı’ bilim adamlarının bilgi yaratma yolları üzerine odaklanmasında ortak bir çizgi bulabiliriz. Bütün Batı-dışı bilgiyi ‘yerli’ denilen bir kategoriye ve bütün Batılı bilgiyi başka bir kategoriye tıkıştırmak yerine, bu kategoriler arasındaki farkları kabul etmek ve belki bunlar arasında benzerlikler bulmak daha gerçekçi olabilir.

 

Yerli bilgiyi muhafaza etmek

Çoğu teorisyene göre yerli bilgiyi muhafaza etmek için ilk strateji, kendi doğal ortamlarının dışında muhafaza [ex situ], yani ayırmak, belgelemek ve uluslar arası, bölgesel ve ulusal arşivlerde depolamaktır (Brokensha, 1980; Ulluwishewa, 1993; Warren, 1989; Warren, 1993 ve başkaları). Bu teknik açıdan en kolay ve siyaseten en az rahatsızlık veren stratejidir. Ancak bilimsel ve yerli bilgi arasındaki ayrımları koruma arzusuna bilinçaltısal bir biçimde taban tabana zıttır. İlk olarak, eğer yerli bilgi tabiatı gereği yerel ve dağınıksa ve canlılığı insanların hayatına kopmaz bir biçimde bağlı olmasından kaynaklanıyorsa, bu bilgiyi özleştirmeye, yalıtmaya, saklamaya ve bir yerden bir yere taşımaya uğraşmak çelişkili bir durum denilebilir. Eğer Batının bilimi yerel taleplere açık olmamak ve insanların hayatından kopuk olmakla suçlanıyorsa yerli bilginin merkezileşmiş bir depolanması ve yönetimi aynı eleştiriye açıktır.


İkinci olarak yerli bilginin dinamik yapısından ve halkların değişenihtiyaçlarına göre değişen karakterinden dolayı, kendi yerinde olmayan muhafaza etme stratejisi, yerli bilginin korunmasında bilhassa uygunsuz görünmektedir. Bioçeşitlilik erozyonuyla mücadele ve genetik mirasın korunmasında hayli gelişmiş olan benzeri stratejiler, giderek yetersiz ve tatmin edici olmaktan uzak görülmektedir. (Altieri, 1989; Falk, 1990; Hamilton, 1994; Wilson, 1992). Biyologların, tohumlar ve bitkiler gibi fiziksel olarak birbirinden ayrılabilir varlıkları korumak için bile kendi yerinde olmayan muhafazanın kusurlu bir strateji olduğunu kabul etmişken, halkın yaşantısıyla kopmaz bir biçimde bağlı ve sürekli değişen bir bilgiyi muhafaza etmek için aynı sorunlu stratejileri savunmamız ironiktir. Bununla birlikte yerli bilginin değerini tespit etme girişimindeki son ironi, Batı biliminin yöntemlerini ve araçlarını benimsemeye istekli olmada yatıyor olabilir. Nitekim az sayıda teorisyen, yerli bilginin kendi başına faydalılığını kabul ederken, birçok eser yerli bilginin ilk önce bilimsel ölçütlerle doğrulanmasını teklif etmektedir (Massaquoi, 1993; Rajan and Sethuraman, 1993; Richards, 1980). Eğer Batı bilimi, neyin bilgi olduğuna karar verecek nihai hakemse, bilimsel bilgi ile yerli bilgi arasındaki farkı savunmak pek anlamlı görünmüyor.

Farklı yönelimler

Marjinalleştirilmiş yoksulun bilgisini vurgulamanın esas amacı onlara kalkınmada daha fazla söz hakkı tanımaksa, bunu kafa karıştırıcı yerli Batılı/bilimsel bilgi karşıtlığıyerine, doğrudan bu amacı öne çıkarmak daha tercih edilesi görünüyor. Yerli bilgi sistemleri yok oluyorsa, bunun nedeni esasen göçebe halkların, küçük çiftçilerin ve yerli halkların hayat tarzlarını, kültürlerini ve pratiklerini tehdit eden, modern ulus devlet ve uluslar arası ticari sistemin himayesi altındaki modernleşme ve kültürel homojenleşme baskılarıdır. Farklı bilgi sistemlerinin çeşitliliğini muhafaza etmekle ilgilenenlerin uygun yanıtı, şu halde, devlet politikalarını, tehdit edilen halkların kendi geleceklerini belirlemelerine ve böylece yerli bilginin yerinde muhafazasını [in situ] kolaylaştırmaya izin verecek şekilde yeniden yönlendirmeye veya geri çekmeye çalışmakta yatıyor olabilir. Yerli nüfuslar ve yerel topluluklar yaşadıkları toprakların ve bağlı oldukları kaynakların kullanımında hâkimiyet kazanmadıkça yerinde muhafaza başarılı olamaz. Bilgi sahibi olarak görülenler kendi bilgilerinin nasıl muhafaza edileceğine, nasıl ve kim tarafından kullanılacağına da karar verme hakkına sahip olmalıdırlar.

Yerinde muhafaza bu bilgiyi serbestçe yayınlamak isteyen dışarıdan kişiler için görece daha maliyetli olabilir. Bu tür bir muhafazanın mekanizmaları pek bilinmemektedir ve karşımıza ciddi siyasi ve etik güçlükler çıkarabilir. Bu ve benzeri itirazlara, iki basit cevap vardır: yerli bilginin kendi yerinde olmayan muhafazası bir malumat müzesi olmanın ötesinde işe yaramayacak gibi görünüyor; dışarıda muhafaza kullanışlı bilgiler açığa çıkarmada yararlı olsa da muhtemelen, daha zengin ve güçlü- uluslar arası bilgi muhafaza merkezlerine erişebilen – alıcıların işineyarayacak ve fakat bu bilginin saklanmasına dair ileri sürülen temel amacın, yani yoksulun, baskı altında ve dezavantajlı olanın faydalanması tezinin altını oyacaktır.

 

Sonuç

Bu makale yerli bilgi ile Batılı bilgi arasında varsayılan ayrımı sorgulamayla başladı ve bunun iki doğrudan sonucu oldu. Sorgulamamıza göre herhangi bir bilgi parçasının herhangi bir şekilde ‘yerli’ veya ‘Batılı’ diye kolay kolay etiketlenip dondurulamaz. Hatta yerli ve Batılı gözlükleriyle ayrımlar yapmanın komik yanlarının olduğunu ileri sürdüm. Bilginin farklı mantıklara ve epistemolojilere sahip çeşitli türleri ve alanlarından söz etmek daha anlamlıdır. Aynı bilginin hizmet ettiği farklı çıkarlara, toplanma amaçlarına, üretilme tarzlarına bağlı olarak farklı şekillerde sınıflandırılabilmesi bir tür – kaçınılmaz – çelişkidir.
İkinci ve daha önemli olarak, temel bir siyasi açıklığın kabul edilmesini savunuyorum. Kaçınılmaz biçimde kurumsal kökleri ve bağları içinde olan bilgi mutlaka bir işe yarar. Fakat o kendi halkına yararlıdır. Bilgiyi muhafaza etmek, sistemleştirmek ve yaymak için özel stratejiler, farklı insan gruplarını farklı şekillerde faydalandıracaktır. Herkesçe bilinen bu basit gerçek, kafa karıştırıcı ‘yerli’ ve ‘Batılı’ etiketlerinin gölgesinde kalmaktadır. Dezavantajlı olanların çıkarlarını korumaya odaklanan yapıcı bir diyalog, ancak yerli ve Batılı bilgi veya geleneksel ile bilimsel bilgi arasındaki verimsiz ikilemden uzaklaştıktan sonra başlayabilir.

Dr A. Agrawal
Florida Üniversitesi, Siyaset Bilimi Bölümü
P.O. Box 117325
Gainesville, FL 32611-7325 USA Tel: +1-904-392 0262 Fax: +1-904-392 8127

col2

Tohum

Sevdiğimiz bitkilerin yaşaması ve devamlı gelişmesi için tohumlarını alıp tekrar ekmemiz lazım. Çok sayıdaki tür için, tohumlarının bitkiden nasıl alınıp saklamamız gerektiği anlatılıyor.
devamı...

 

Bahçe

Bahçevanlık bilgileri engin deniz! … Bir yerden başlamak yeterli. Tecrübeli bahçıvandan ilk başlayanlara kolay gelecek, kolay gezinebilir bir bahçecilik rehberi.
devamı...

 

Bitki Evrimi

Genler, canlı maddeye şekil verendir. Bitki genetiğini yönlendirme işini de, insan ve doğa bölüşüyor. Atalarımızın yaptıkları gibi... Sağlıklı ve sağlığımızı koruyan bitkilerin genetik potansiyelini destekleyen basit yöntemleri anlatan denemeler, incelemeler.
devamı...