Karbon-sonrası Enstitüsü Manifestosu

2009 Bahar - Karbon-sonrası Enstitüsü Manifestosu

http://postcarbon.org/manifesto

Çeviren: Halit Elçi

Giriş

Birleşik Devletler tarihsel bir ekonomik çöküşün ilk basamaklarında. 2009’un başlarında 5 milyon Amerikalı işsizler safına itilmiş durumdaydı ve her ay ortalama 600 bin yeni işsiz bunlara katılmaya devam ediyor. Federal hükümet mali krizin aşılması için bir trilyon dolardan daha fazla parayı bastırmıştı, ama belirtilerin daha da kötüleşmesi dışında bir sonuç alınmadı.

Bu arada, bundan daha da derin bir kriz on yıllardır sessizce büyümekte ve şimdi artık geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşmakta. Bu kriz birbirine göbekten bağlı iki sorunu açıkça ilan ediyor: Biri küresel fosil yakıtın aşırı kullanım sonucunda tükenmek üzere oluşu, diğeri ise çevresel yıkım.

Dünya geçen yaz, neredeyse kesin olarak petrol üretiminde tavanı (peak oil*) yaşadı. Doğal gazla kömür üretiminde de bu nokta pek uzakta değil. Ancak yenilenebilir enerji kaynakları hiçbir yerde, bugün ihtiyaç duyduğumuz miktarlarda ve uygulama alanlarında petrolün yerini doldurmaya hazır değil. En iyi bilinen ve potansiyel olarak en yıkıcı çevresel sorunların başında küresel iklim değişikliği geliyor. Daha şimdiden tatlı su kaynakları, balık stokları, verimli toprak örtüsü ve biyoçeşitlilik gibi bir dizi doğal kaynakta, varoluşumuzu tehdit edecek düzeyde sınıra dayanmış durumdayız.

Karşı karşıya olduğumuz tüm ekonomik ve çevresel tehditlerin kökeninde, 21. yüzyılda geçen yüzyılın hidrokarbon enerjilerine (yani fosil yakıtlar) olan bağımlılığımız yatıyor. Bu sorunların her biri teker teker bizi sınıyor. Etkilerinin birleşmesi ise, gezegenimizi ve toplumumuzu hiç tahmin edemeyeceğimiz yönlerde yeniden şekillendirecek.

Toplumumuz yüzyıldan uzun süren bir sanayi şenliği yaşadı ve şimdi aynı anda bunun tüm faturasını ödeme vakti geliyor. Artık fosil yakıtlara bağımlı olmayan bir dünyaya, ekolojik bağlar içerisinde işleyen toplumlardan ve ekonomilerden oluşan bir dünyaya geçişten başka bir seçeneğimiz yok. Bu durumda zamanımızın en önemli sorusu şudur: Karbon-sonrası dünyaya geçişin üstesinden nasıl geleceğiz?

Karbon-sonrası Enstitüsü’nün varoluş amacı, karbon-sonrası dünyaya geçişi anlaması ve başarması için tek tek bireylere, ailelere, işletmelere, topluluklara ve hükümetlere yardım etmektir. Hedefimiz, karşı karşıya olduğumuz sorunların kolayca anlaşılmasını ve en iyi çözüm yollarının belirlenip, mümkün olduğu ölçüde hızlı, sürdürülebilir ve adil şekilde farklı yerlerde uygulanmasını sağlayacak tarzda, en iyi düşüncelerin ve modellerin bir araya getirilmesidir.

Cesaretimizi, becerikliliğimizi ve bağlılığımızı sınayacağımız, daha önce emsali yaşanmamış bir zamandır bu. Birçok toplum karbon-sonrası yolculuğuna çoktan başladı bile. Umarız ki, siz de katılırsınız.

Sınırlar

1972’de, Gelişmenin Sınırları raporu nüfusun, sanayinin, çevre kirliliğinin, gıda üretiminin ve kaynak tüketiminin katlanarak artmasının, dünyamızın ekosistemleri aşısından sonuçlarını inceledi. Kitap bir salvo ateşiyle karşılandı ve o günden beri tartışmalara konu oldu, ama temel aldığı önerme reddedilemezdi: Zamanda bir noktaya gelindiğinde, insanlığın her daim artan kaynak tüketimi sınırlı doğal kaynaklara sahip gezegenin gerçek sınırlarına dayanacak. Biz bu anın geldiğine inanıyoruz.

Hem nüfusta hem de ucuz ve bol enerjiyle beslenmiş tüketimde yaşanan patlama, sağlık, refah, ulaşım ve iletişimde daha önce hayal bile edilemeyen ilerlemeleri beraberinde getirdi. Ama bu gelişme, aynı ölçüde hayal edilemez bir bedele mal oldu. Dünya bazı kritik sınırlara yaklaştı, belki de dayandı ve hatta aştı.

  • Küresel petrol, doğal gaz ve kömür üretimi
  • İklimsel denge
  • Tatlı su ve balık stokları
  • Gıda üretimi
  • Biyoçeşitlilik ve habitatlar

 

Bu sınırların bazıları artık iyice anlaşıldı, ama bazıları hala genel halk kitleleri için tartışmalı ya da bilinmez durumda. Biosferdeki zayiatı ve doğal kaynakların aşırı tüketimini tüm kapsamıyla detaylıca anlatmak ciltleri bulur, ama genel tablodan kaçınılmaz şekilde ortadadır: Belirmekte olan bir kıtlıkla karşı karşıyayız.

 

Sonrasında tepetaklak bir inişin beklendiği bir zirvenin pek çok kaynakta birlikte ortaya çıkması tesadüf değildir. Bunların tümü sebep olarak şu tarihsel gerçekle ilişkilidir; son 200 yıldır, fosil yakıtlardan sağlanan ucuz ve bol miktarda enerji, teknolojik keşifleri, toplam ve kişi başına kaynak kullanımındaki ve tüketimindeki yükselişleri (gıda üretimi de buna dahildir) ve nüfus artışını hızlandırmıştır. Klasik bir kendi kendini güçlendiren geri beslemeli bir döngünün ağına düşmüş durumdayız.

 

Öyleyse geleceği planlamakta kalkış noktamız, bugün insanlık tarihindeki en büyük maddi refah döneminin, her şeyi mümkün kılan sınırlı ucuz enerji kaynaklarına dayanan bir refahın son demlerini yaşamakta olduğumuzun ayırdına varmaktır. Artık bu kaynakların en önemlileri kaçınılmaz tükenip sonlanma aşamasına girdiğine göre, biz de tam bir ekonomik daralma döneminin başlarındayız.

Sorun ve Fırsat

2008 tarih kitaplarına geçecek bir yıl. Küresel petrol üretimi yaz sonunda muhtemelen tavan yaptı ve kaçınılmaz, nihai inişine başladı. Bu, ulaşım ve imalattan, gıda üretimi ve sağlık hizmetlerine kadar her alanda büyük bir belirsizliğe ve şok dalgasına yol açtı. İklim bilimciler ve aktivistler küresel ısınmanın daha hızlı ve önceki senaryoların en dehşetlisinde öngörülenden bile daha acı bir şekilde gerçekleştiğini gösteren belirtilerin artmasıyla harekete geçtiler. Sera gazları emisyonlarının 350 ppm’ye (şu anda 387 ppm) düşürülmesi için yapılan çağrının arkasında birleştiler.

Yine 2008’de, “değişim” vaatleriyle yeni bir ABD Başkanı seçildi. Ve tabii ki, ABD mortgage krizi, petrol fiyatlarındaki tarihi yükseliş ve otomotiv ve finans endüstrilerindeki çöküşün tetiklemesiyle, küresel ekonomi yeni bir depresyona doğru tepetaklak düşüşüne başladı.

Bu olaylar bir arada düşünüldüğünde, gerçek bir değişikliğin zamanının kapımıza dayandığının işaretidir.

Karbon-sonrasına Geçiş

Ekonomik ve iklimsel krizi eş zamanlı ele almanın bir fırsatı olarak durumu değerlendiren federal hükümet, kısa bir süre önce “yeşil yakalı*” mesleklerle ilgili eğitim için 500 milyon $ ayırdı. Bununla, binalarda bazı değişiklikler yaparak güneş ve rüzgar enerjisi teknolojilerini yaygınlaştırmak amaçlanıyordu. Bu takdire değer bir başlangıç olsa da, koşullar çok daha fazlasını gerektiriyor.

Karbon-sonrasına geçiş rüzgar türbinleri ve güneş enerjisi panelleri inşa etmekle ya da evlerdeki iklimlendirme çalışmalarıyla sınırlı kalmamalı. Alternatif enerji kaynakları ve daha yüksek verimlilik önemlidir, ama iki temel nedenden ötürü yeterli değildir.

  • Bugün fosil yakıtların sağladığı ucuzlukta ve bollukta enerji sağlama kapasitesine sahip (yenilenebilir ya da başka türlü) alternatif enerji kaynakları bulunmamaktadır.
  • Taşımacılık, elektrik ve gıda sistemlerimizin altyapı sistemleri, petrol, doğal gaz ve kömürün eşsiz karakteristiklerine göre tasarlanmış ve kurulmuş durumda. Yenilerini inşa edecek olsak, gereken malzeme ve hammadelerimiz de öyle.  Farklı enerji kaynaklarına geçmek bu sistemlerin pek çok yönden yeniden tasarlanmasını gerektirecektir.

Karbon-sonrasına geçiş, toplumumuzun örgütlenişi ve işleyişiyle ilgili bugün tümüyle ucuz fosil yakıtlara bağımlı olan altyapısının, baştan sona yeniden tasarlanmasını gerektirir. Nasıl bugünün fosil yakıt ekonomisi, 1800’lerin tarımsal ekonomisinden, bütün sistemi belirleyen kapsamlı bir farklılığı taşıyorsa, 2050’lerin fosil yakıt-sonrası ekonomisi de, şimdi alışkın olduğumuzdan temelli farklı olacak. Bu farklılık şehirlerin planına, arazi kullanım modellerine, gıda sistemlerine, imalat çıktılarına, dağıtım ağlarına, iş piyasasına, taşımacılık sistemlerine, sağlık hizmetlerine, turizme ve daha nice alana yansıyacak. Aynı zamanda ekonomik ve kültürel değerlerimizin kökünden ele alınıp gözden geçirilmesini gerektirecek.

Yeni ekonomi

Oldukça basitçe anlatacak olursak, kalkınma temelli ekonomimiz iflas etmiş ve bizi uçuruma götürmüştür, gezegenimizi de götürmesi an meselesidir. Ekonomiyi harici bir şey olarak değil, küresel ekosistemin bir altkümesi olarak gören yeni bir ekonomik çerçeveyi benimsemenin zamanı gelmiştir. Herman Daly ve Josh Farley, Ekoloji Ekonomi’de, iki sistemi anlaşılır bir şekilde şöyle karşılaştırmaktadır:

“Gelişmeyi kullanılan hammadde miktarı, üretilen iş ve işlem hacminde bir artış olarak tanımlıyoruz ve bu da çevreden edinilen doğal kaynakların buradan başlayıp ekonomiden geçerek bir atık olarak gerisin geriye çevreye akışı anlamına geliyor. Bu, ekonominin ve/veya ekonominin ürettiği atık ırmağının fiziksel boyutlarında nicel bir artıştır. Dünya ve bize sunduğu kaynaklar sonsuz olmadığına göre, bu tür bir gelişme, elbette ki, sonsuza kadar süremez.

Geleneksel iktisat biliminin sonsuz bir gelişmeyi benimsediği yerde, ekolojik iktisat bilimi optimal ölçeklerde kararlı ve sürekli bir ekonomi tasavvur eder. Her ikisi de kendi çözümleme öncesi vizyonları içerisinde mantıklıdır ve diğerinin bakış açısından akıldışıdır. Farklılık bundan daha basit, daha temel ve daha uzlaşmaz olamaz.

Son küresel olaylar, bu iki ekonomik çerçeveden hangisinin gerçekten akıldışı olduğunu son derece açık şekilde ortaya sermiştir.

Geçişe önderlik etmek

Üzerimizde toplumsal değişim rüzgarları esiyor. Tüketim toplumu ölüm döşeğinde, bunu biliyoruz. Herkes çevreci Sierra Klubü’ne katıldığı için değil, birdenbire herhangi bir şeyden çok miktarda alamayacak hale geldiği için. Bu tarihsel an farklı bir düşünüş ve strateji gerektiriyor, ama çok pratik bazı sorunların çözümü için de yeni imkanlar açıyor. Çevreci bir toplum idealinden doğan, ekonomistlerin ve politikacıların küçümseyip alaya aldığı görüşler –tüketimi azaltma, ekonomik faaliyeti yeniden yerelleştirme, kendine yeterliliği inşa etme-, birdenbire ciddiye alınır oldu, şimdi insanlar bu fikirleri tanımak istiyor.

Gönüllü yurttaşların, toplumsal grupların, işletmelerin ve seçilmiş resmi görevlilerin oluşturduğu küçük ama gelişmekte olan bir hareket, sessizce karbon sonrası dünyaya geçişe başladı. Bu ilk aktörler tüketimi azaltmaya, yerel gıda ve enerji üretimine, yerel ekonomilere yatırım yapmaya, beceri ve ustalıkları yeniden oluşturmaya ve yerel ekosistemleri koruyup sürdürmeye çalışmaktalar. Bazı yurttaşlar için bu çaba bir bahçe ekip biçmeyi, işe bisikletle gitmeyi ya da artık büyük zincir marketlerden alışveriş yapmamayı gerektirdi. Motivasyonları çok çeşitli, iklim değişikliğini durdurmayı, çevreni korunmasını, gıda güvenliğinini, yerel ekonomik gelişimi kapsıyor. Ama bu çabaların özü aynı: Hepsi dünyanın değişmekte olduğunun farkında ve tüketimin sonsuz şekilde gelişmeye devam edebileceği ve etmesi gerektiği fikrini esas alan eski davranış tarzının artık işe yaramadığının farkında.

Tek tek bu çabalar yeterli değil. Ama birlikte alındığında, yeni ekonomiye giden yolu gösterebilirler. Bu yeni ekonomi bir “serbest pazar” olmayacak, ünlü ekonomist Adam Smith’in tasavvur ettiğine çok daha benzeyen “gerçek bir pazar” olacak. Yazar David Korten’in söylediği givi, Wall Street tarafından değil, yaşadığımız gerçek sokaklar tarafından yürütülen bir ekonomi.

Şimdiye dek bu çabaların çoğu, karşı karşıya olduğumuz krizi anlamakta hızlı davranmış istisnai bireyler tarafından gönüllü olarak yapıldı. Ama yıkım gözler önüne serildikçe daha da fazla insan temel ihtiyaçlarını dahi karşılamak için yollar aramaya başlayacak. Dünyayı saran arz zincirleriyle süpermarketlere bel bağlamış aileler, yüzlerini yerel çiftçilere ve kendi bahçelerine daha fazla dönmeye ihtiyaç duyacaklar. Yerel işletmeler ve her türden kooperatifler gelişirken, yatırımlarının geri dönüşünün süreklililiği sağlayamayan, kar edinmek için bel bağladığı ucuz enerji ve doğal kaynaklardan eskisi gibi faydalanamayan bir çok şirket batacak. Vergi gelirlerindeki düşüşle yüzyüze kalan yerel hükümetler, su arıtımı, toplu taşımacılık ve acil servisler gibi temel kamu hizmetlerini üstlenmek için, çaresizce ucuz, düşük enerjili yollar arayacak.

Şimdi ihtiyaç duyduğumuz şey, açıklık, önderlik, koordinasyon ve elbirliğidir. Paylaşılan amaçlar ve sorunlarla çözümler hakkında açık bir kavrayış sayesinde, sürdürülebilir, adil bir karbon-sonrası dünyaya geçişi başarabiliriz.

Geçiş stratejisinini unsurları, bazı kayda değer sonuçlarla birlikte on yıllardır ileri sürülmekte. Genellikle bunlar, fosil yakıt bağımlılığının ve aşırı tüketimin yarattığı sorunlara bağımsız –hatta bazen aykırı- çözümler olarak sunuldu. Madem ki alışageldiğimiz işleyiş, toplumun egemen eğilimi için bir seçenek olmaktan çıktı, o halde bu stratejilerin yeniden düşünülmesi, tutarlı şekilde açık şekilde yeniden ifade edilmesi ve egemen eğilim haline gelmesi gerekiyor. Ama bu durumda, sorunları ve çözümleri kavramış olanların payına koordine edilmiş çabalar düşüyor.

Karbon-Sonrasi Enstitüsü’nün Rolü

Karbon-Sonrası Enstitüsü çağımızın şun temel sorusuna yanıt bulmaya kendisini adamıştır: Kalkınma-sonrası, fosil yakıtlar-sonrası, iklimi değişmiş bir dünyaya geçmeyi nasıl başaracağız?

Karbon-Sonrası Enstitüsü’nün rolü, bu konuları krizin bütün sisteme ait ve karşılıklı bağımlılığa dayanan doğasının boyutları olarak ele alıp, herkesçe ulaşılabilir yollardan kamuoyu önünde tartışmaktır. Bir araya gelip, yanıt olarak geliştirebileceğimiz kanıtlanmış ya da deney aşamasında olan karşı stratejileri çözümleyecek ve bunları tek tek her bireye, topluluğa, işletmelere ve bunlara ihtiyaç duyan hükümetlere yayacağız. Ortaya çıkan sonuçların etkisini ve berraklığını artırmak için bu konuların anlatımını ve çerçevesini geliştireceğiz

Enerji, iklim, gıda sistemleri, toprak kullanımı, doğa dostu binaların inşaatı ve eski binaların buna uyarlanması, biyolojik çeşitliliğin ve ekolojinin onarılması, su, ulaşım ve yeni ekonomik sistemler gibi alanlardaki sorunları ve heyecan verici gelişmeleri sürekli olarak izleyeceğiz. Çevreye dost şehirleri ve işletmeleri, Geçiş Şehirleri (bir petrol-sonrası hareketi—ed.) inisiyatiflerini ve ekolojik köy gelişmelerini, yerel enerji kooperatiflerini ve yenilikçi STK’ları öne çıkarıp vurgulayacağız.

İleri düşünceli topluluklar ve organizasyonlarla olan ilişkilerimiz sayesinde, Karbon Sonrası Enstitüsü hem onların en iyi pratiklerinden edinmek hem de onları çalışmalarını hızla büyütüp benzerlerini üretmek için ihtiyaç duydukları kaynaklarla onları desteklemek bakımından benzeri olmayan bir konuma sahiptir. Bildiğimiz kadarıyla, bu önemli önderlik rolünü üstlenen başka bir organizasyon yoktur.

Çabalarımızın en can alıcısı, geçişle ilgili konuların en önemlilerinde açığa çıkan ve önde gelen uzmanların oluşturduğu güzide topluluğumuzun, Karbon Sonrası Dostlarının geliştirilmesidir. Karbon Sonrası Dostları, düzenli olarak hem kendi uzmanlık alanları hem de bir bütün olarak geçiş üzerine yazılar yazıp konuşmalar yapacaklar. Elbirliğiyle yılda bir, birleşik ve bütünsel bir şekilde temel konuların her birini ve krizi ele almak için yürütülen en yeni çabaları içeren Geçiş İçin Yol Haritası’nı yayımlayacaklar.

Tüm bunlar zaten gerçekleşmekte olanlardan hangi bakımdan farklıdır? Konuyla hakkında bizim ilgilendiğimiz bilgilerin tümü değilse bile büyük kısmı zaten mevcuttur, çoğu da internet üzerindedir. “Alternatif” hareketlerin çeşitli yönlerine ayrılmış dergiler bulunmaktadır ve bu alanlarında iyi çalışmalar yürüten organizasyonlar vardır. Ama eksik olan şey, bütün alanları birbiriyle ilişki içerisinde ele alıp sorunları ve çözümleri birlikte düşünecek birleşik bir vizyondur.

Bu birleşik vizyon, temel alanlardan gelen, bu alanlar arasındaki ilişkileri vurgularken, kendi uzmanlık alanları içerisinde yaşanan en heyecan verici gelişmeleri tanımlayabilecek, uygun bağlamlara yerleştirebilecek ve bu gelişmelerin ışığını yansıtabilecek düşünce önderlerinden oluşan bir beyin takımının çalışması üzerinden kurulan bir iletişimle oluşturulabilir. Başka hiçbir organizasyon bu kadar geniş bir çeşitlilik ve alanda geçiş çabalarına ulaşma, onlardan öğrenme ve onları destekleme bakımından bu kadar uygun bir konuma sahip değildir. Başka hiçbir organizasyonun, taşra ve köy örgütleri, siyasetçiler ve bu konular üzerine yayın yapan medya arasında bağlantı kurabilecek bir tanınmışlığı ve geçmişi yoktur.

Çağrı

İklim bilimcilerinden, petrol jeologlarından ve ekonomistlerden kötü haberler gelmeye devam ettikçe, önümüzdeki birkaç yıl içerisinde vereceğimiz kararların dünyanın gelecek nesiller ve hatta binyıllar için nasıl bir yer olacağını belirleyeceğine dair farkındalık gelişmektedir. Tarihsel geçiş hareketi değerli ve özlü bir fırsattır. Eğer toplum bugünkü yolunda tepetaklak gitmeye devam ederse, nelerin risk altında olacağı ve nelerin gerçekleşebileceği konusunda hepimiz bazı şeyler hissetmekteyiz.

Eğer çabalarımızda başarıya ulaşırsak, sürdürülebilir bir karbon-sonrası dünyayı geliştirip büyütme hareketi hem yerel olarak hem de kendini çoğaltıp yayılarak gelişecektir. Bir ana akım haline gelecek ve bizim başını çektiğimiz türden çabalar o kadar olağanlaşacak ki, kendi payımıza yürüttüğümüz çalışmaları artık gereksizleştirecektir. Bu arada, uçurumun kıyısından dönmek için tek bir şansımız var ve bu insanlığın en sonuncu şansı olabilir. Önümüzde muazzam bir sorun ve olağanüstü bir fırsat var. Lütfen bize katılın.

col2

Tohum

Sevdiğimiz bitkilerin yaşaması ve devamlı gelişmesi için tohumlarını alıp tekrar ekmemiz lazım. Çok sayıdaki tür için, tohumlarının bitkiden nasıl alınıp saklamamız gerektiği anlatılıyor.
devamı...

 

Bahçe

Bahçevanlık bilgileri engin deniz! … Bir yerden başlamak yeterli. Tecrübeli bahçıvandan ilk başlayanlara kolay gelecek, kolay gezinebilir bir bahçecilik rehberi.
devamı...

 

Bitki Evrimi

Genler, canlı maddeye şekil verendir. Bitki genetiğini yönlendirme işini de, insan ve doğa bölüşüyor. Atalarımızın yaptıkları gibi... Sağlıklı ve sağlığımızı koruyan bitkilerin genetik potansiyelini destekleyen basit yöntemleri anlatan denemeler, incelemeler.
devamı...